Vakıf Hakkında
Faruk Erem
Hümanist Dergi
Sanatın Hayata Katkısı
Sunuş
PORTRE - Faruk Erem
Faruk Erem'in Gazete Arşivleri
Korku
Kültür Değerlerimiz - Safranbolu Konakları
Hamamlarımız
Yemek Kültürümüzden: Kısır
Kümbet Evler
Elli ayaklı bir resim
Sağlık Köşesi
Sanatevimiz
Haberler
Sizden Gelenler
Bize Yazın

İçinde bulunduğumuz yüzyılda uzun yıllardan beri süren ve bütün dünya milletlerini ilgilendiren savaşlar, çatışmalar , deprem, sel gibi doğal afetler ve daha başka pek çok nedenle insanlar korku içinde yaşamaktadır. Buna şahsi fobiler de eklendiğinde "korku"nun insan hayatını psikolojik yönden fazlasıyla etkilediği görülmektedir. Bu nedenle Faruk EREM'in adalet psikolojisi kitabından aldlglmlz "korku" başlıklı bolümün bu konuya bilimsel bir yaklaşımla açıklık getireceğini ummaktayız.

Korku (= Fobi):

Korku, normal bir hadisedir. Fakat korkunun marazi şekilleri de mevcuttur, bunlara fobi denir. Fobilerin normal korkudan ayırt edilmesi *orantılık* unsuru ile mümkün olur. Fobilerde korkuyu doğuran sebep ile korkunun şiddeti arasında büyük bir oransızlık görülür, bu nisbetsizlik bazan o kadar büyük olur ki, korkuya *sebepsiz korku* demek mümkün olur (Faruk Erem'in Adalet Psikolojisi).

a) Marazi korku: Fobi, ana tutulmuş olana musallattır. Şahıs kendini ondan kurtaramaz. Bu kimseler ekseriya korkularının mantıksızlığını idrak ettikleri halde mukavemet kuvvetini kendilerinde bulamazlar.

Bu korkular bazen muayyen bir şey üzerinde toplanır, buna *Monophoble* derler, bir kumaş,bir sıvı, korku sebebi olabilir, sokaktan, meydandan, yükseğe çıkmaktan korkanlara tesadüf edilir,bu hal monofobinin bir nevi olan *mekan korkusu*dur.

Marazi korkuların bilinçaltına itilmiş unsurlarla ilgili olduğu genellikle kabul edilmektedir. Kendisi hatırlamasa bile, küçükken, yüksek bir yerden düşme korkusu geçirmiş olanın boşluğu bakamaması, meslekte yıpranmış tren makinistlerinin kazadan korktukları için trene binememeleri gibi hadiseleri bu suretle izah etmek mümkündür. İdam sahnelerinde bulunmak zorunda kalmış olanların, bir gün kendilerinin de asılacağından marazi bir şekilde korkmaları da gruba dahildir.

*Korku (fobi) hangi birşeyden duyulan mantık dışı ve yoğun bir korkudur. Gerçekte bu korku mantıksaldır, çünkü kişinin öğrenme tarihçesinden kaynaklanmaktadır. Kişi, bu öğrenmenin koşul1arını bastırdığı için şu anda varolan korku, anlamsız ve mantık dışı görülmektedir. Çeşitli türde fobiler vardır; Ufak kapalı yerlerden, yüksek yerlerden karanlıktan, belirli hayvanlardan korkma gibi. Bir veya daha fazla objeden duyulan fobik korkular oldukça yaygındır, ancak hafif şiddette oldukları ve güncel yaşamı etkilemedikleri sürece zararları yoktur. (Morgan s.338-339)

b) Normal korku: Normal korku muhtelif fizyolojik tınlamalarla sonuçlanan bir heyecandır, başlıca fizyolojik değişmeler şunlardır: Ani dermansızlık, olduğu yere mıhlanma, veya ayrı bir enerji ve hareket, söz söyleyememek, kadınlarda süt kesilmesi, ağız kuruması, ter dökme, tüy dikenlenmesi, sararma. Büyük ve ani korkularda ölüm neticesi husule gelebilir.

Psikolojik değişmeler, korkunun şiddetine bağlıdır. Korkunun en hafif şekli vesvese ile karışık çekingenlik ve en şiddetli şekli de *dehşet* halidir.

Korku, algılama, bunları hıfzetme ve hatırlama melekeleri üzerine müessirdir. Korku şahısta aynı zamanda illüzyon ve halisünasyonlar da tevlid eder. Bir kimsenin kendisine taarruz eden şahsın elindeki zararsız bir şeyi, korku neticesinde, tehlikeli bir silah zannetmesi, insanca hiç veya pek az zararla neticelenmiş bir tren kazasında bulunan şahsın yüzlerce kişiyi ölmüş olarak vagonların altında gördüğü yolunda şahadette bulunması bu suretle izah olunur.

*Kaygı, korku ile kaygı arasındaki fark kişilik (personality) ve uyumu (adjument) incelediğimizde önemle üzerinde duracağımız bir konu olacaktır. Kısaca, psikologlar *korku* terimini, korku nedeninin bilindiği haller için kullanırlar; bizi korkutanın ne olduğunu biliriz. Diğer yanda kaygı sorunun ne olduğunu bilmeksizin duyduğumuz, belli belirsiz (vageu) bir korkudur.

Kaygı nedenlerinden biri, korkutucu bir uyarıcıyla ilgili bilinçaltı anı'dır. Korkunun öğrenildiği belirli durum çoğu kez kolaylıkla unutulabilir. Korkutucu durumla ilk çocukluk yıllarında (early childhood), olaylara ilişkin belleğin (memory) çok iyi olmadığı bir dönemde karşılaşmış olabiliriz. Bu durum daha ileri dönemlerde meydana gelmiş olsa bile, üzerinde düşünmek istemediğimiz için korkutucu yaşantıyı reddetmiş (to reject) olabiliriz.

Yaşantıyı bilinçsiz olarak *bastırılmış* (to represe) olabiliriz ve bunu psikolojik tedavinin (psychotherapy) uyguladığı *deşme* (probing) olmaksızın hatırlamamız mümkün olmayabilir. Yukarıdakilerin her birinin sonucu, gelişim (development) unutulmuş, öğrenilmiş bir korkudur. Korkunun koşullandığı durumla her karşılaşımızda da nedenini bilmediğimiz huzursuzluk verici bir kaygı duyarız.*.

c) Normal korkunun ceza mes'uliyetine tesiri: Korku kaide olarak, cezaya etkili değildir. Fakat takdiri bir azaltıcı sebep telakki edilmesi mümkündür. *Dehşet* hali Ceza Kanununu 48. maddesi hükmüne tabidir. Korku neticesinde işlenen suçlarda, *meşru ve haklı korku*nun arızi sebep (TCK48) sayılıp sayılmayacağı hakkındaki Temyiz içtihadı sarih değildir. Bununla beraber şartları mevcut olsa idi korkunun arızi sebep sayılabileceğini yargıtayın kabul ettiğine dair kararlara rastlanmaktadır. *Hadise sırasmda maznunun korkmuş olması hasebiyle 47. ve 48. maddelerin uygulanması icap ettiğine dair temyiz itirazlarının* varit olmadığı neticesine varılmıştır. Bir başka davada *oluşa göre hadisede maznunun TCK.nun 48. maddesinde yazılı derecede iradesine müessir bir korkunun mevcut olmadığından* hakkında bu maddenin tatbik edilemeyeceğine karar verilmiştir.

Askeri Ceza Kanunu *şahsi tehlike korkusu*na cezayı azaltıcı bir değer verilemeyeceğini tasrih etmektedir (As. CK. m. 46).

Yeis:

Kader, pasif ve aktif bir yeis haline sebep olabilir. Pasif yeiste, şahıs çökmüş bir haldedir, az düşünür, hareketsiz ve sessizdir, ancak yavaş sesle konuşur. Hareketleri ender ve çok yavaştır. Şahıs dış alemden uzaklaşmış, ayrılmış gibidir. *Alaka unsuru* dikkatini kendi dışında cereyan eden hadiseler üzerinde toplamasına mani olur. İhsaslar hafızasında iz bırakmadan kaybolurlar.

Aktif yeisde şahıs hareket halindedir, konuşur, ağlar, haykırır, şikayet eder, dış alemle ilgisini kesmemiştir, hassasiyette artış ve canlılık görülür, fakat *dikkat* bozulmuş sathi kalmış, nüfuz kabiliyeti silinmiştir, çünkü dikkatini teksifi için lüzumlu *alaka unsuru* yok olmuştur.

Her iki yeis halinde dikkatin azalmışı, bazan da kayboluşu, şahadet psikolojisi bakımından önemlidir.

Yeis halinin *kendi kendini itham* veya başkasına *!suç isnadı* ile neticelendiği de görülmüştür. Çünkü her iki yeis halinde pasif yeisde kendi kendini itham, aktif yeisde başkasına suç isnadına daha fazla tesadüf olunur.

*Derin ıstırapla, ümitsizlik ve karamsarlık arasında çok sıkı bir psikolojik bağlantı vardır.*

Mithatpaşa Cad. No:66/6      Tel: 0312-419 38 65      Fax: 0312-222 78 43