Vakıf Hakkında
Faruk Erem
Hümanist Dergi
Mimari Şaheserler Nevin Erem
Yasaların Dili
Faruk Erem'in Gazete Arşivinden
Faaliyetlerimiz
Yesemek
Kervansaraylar
Uygarlık (Şiir)
Baharatlar
Bedestenler
Çocuk Mahkemelerinin Psikolosik Esasları
Peynirli Ekmekler

Spor (Şiir)
Arka Kapak

Ön Kapak İçi

Arka Kapak İçi

Haberler
Gezelim Tanıyalım
Bize Yazın
ACIYARAK ÖLDÜRMEK

Prof. Dr. Faruk EREM
Türkiye Barolar Birliği Başkanı

23 Aralık tarihli gazetelerde şöyle bir haber yayınlandı: "LONDRA, (THA) = James Price adlı bir şahıs, altı yaşındaki oğlunu öldürmek suçundan yargılandığı mahkemede beraat etmiştir. Price, geçtiğimiz ay, altı yaşında hemen hemen bitkisel hayat yaşayarak, üç, ya da dört aylık bir bebeğinkine eşit zekadaki oğlunu, İngiltere'nin kuzeyinde bir nehre atarak boğmuş, olaydan hemen sonra da karakola giderek teslim olmuştur.

Yargıç Edward James, İngiltere tarihinde görülmemiş bir karar vererek, Price'in beraatına, ancak bir yıl süre ile göz hapsinde bulundurulmasına karar vermiştir. Duruşma boyunca tanıklık eden doktorlar da çocuğun geri zekalı ve hemen hemen bitkisel hayat yaşayan bir yaratık olduğunu belirtmişlerdir.

Bu karar haklı mıdır? Konu, ötanazi diye isimlendirilen bir tartışmayla ilgilidir. "Eutansia" deyimini dar veya geniş anlamda benimsemek mümkündür. Acıma duygusu ile (iyileşmesi imkansız hastanın acısına son vermek için) öldürülmesi dar anlayıştır. Daha iyi bir ırk elde etmek için (ırk teorisinin uygulanması) öldürmek gibi, kısacası öldürmeği saike göre değerlendirmek şeklinde geniş anlayışlara da rastlanır. Fakat genellikle Eustansia acıma duygusu ile öldürmek anlamında kullanılmaktadır.

1) Akıl veya beden malullerinin öldürülmesi: Nesli korumak düşüncesi ile öldürmenin meşru olup olmadığı tartışılmıştır. Irk sağlığı düşüncesi ve neslin dejenere olmamasını sağlamak nedeni ile işlenen bu fiillerin hukuki açıdan incelenmesi faydasız değildir. Toplum çıkarlarına uyması imkansız kişileri (ihtiyarlar, sakatlar, iyileşmesi imkansız akıl hastaları gibi) toplumun parazitleri kabul etmek düşüncesi zaman zaman taraftar bulabilmiştir.

Nazi hukukunun bu ameliyeyi de ötanasi saydığı ve "Euthanasieprogramm" adı altında 1939-1941 yılları arasında yaklaşık olarak 70.000 akıl malulünün öldürüldüğü bilinmektedir.

2) Doğa kurallarında sapma: "Garip yaratıklar"ın öldürülmesi "acıma duygusu ile öldürme". sayılacak mıdır? İnsandan doğmuş olmakla beraber insana benzemeyen garibelerin öldürülmesinde, acıma duygusu ile öldürme halinin objektif koşulları (hastanın dayanılmaz acı çekmekte olması, ölümün yakın ve kesin oluşu) mevcut değildir. Bununla beraber böylesine bir yaratığın yaşaması halinde karşılaşacağı durumlar bir acıma duygusu meydana getirmiş olabilir. Eğer saik karşılaştırması ile sonuca varılacak ise "şeref kurtarma saiki ile" yeni doğmuş çocuğunu öldüren ana ile hayatı boyunca hor görüleceğini düşünen ve bu saikle öldürülen garip yaratıkların ana babasına evlat katilliği cezasını vermekte tutarsızlık yok mudur? Normal ve sağlıkla doğmuş yavrusunun "şeref kurtarma saiki" (!) ile fakat neticede ondan kurtulmak için öldüren ana ile garip bir yaratık doğuran, onun karşısında üzülen bu sebeple onu öldüren ana arasındaki fark sonuncunun lehine olmak gerekirdi.

3) Dar anlamda Eutansia: Acıma duygusu ile öldürmeği, öldürülen kişideki "fizik acılar"a hasredenler olduğu gibi maddi olmayan acıların da yeterli olduğunu kabul edenler vardır. Kesin olarak öldürücü ve iyileşmesi imkansız hastalıklar için öldürmenin meşru olabileceğini düşünenler çoğunluktadır. Öldürmese bile sürekli ve ağır bir maluliyet ile sonuçlanacak hastalıklar için de öldürmeği haklı bulan düşüncelere rastlanmıştır. Acıma duygusu ile öldürmek halinin kanuni tipini (tipikliğini) saptamak kolay gözükmemektedir. Zira konu keyfiliğe kolayca dönüşebilmektedir. "Acıma duygusu ile öldürme" halinin kabulü için öldürülenin bunu ısrarla istemiş olması lüzumunu ileri sürenler olduğu gibi sadece rızanın mevcut olmasını, hatta "rıza karinesi"ni (mefruz rızayı) yeterli sayanlar da vardır. Gerçekten bazı hallerde, öldürülen kişinin rızasını bildirmek olanağı yoktur, feci acı çeken akıl malulleri gibi.

Öldürülenin isteği veya rızası ile öldürülmesi halinde fiilin "meşru öldürme" sayılıp sayılamayacağı doktrinde tartışmalıdır.

Bir anlayışa göre kendi kendini öldürme (intihar) konusunda kanunun kabul ettiği cezasızlık üçüncü kişilere teşmil edilemez. Kaldı ki bir insanın bir başka insan tarafından öldürülmesi ahlaka da aykırıdır. Bu konuda rıza geçerli sayılamaz.

Bir kimsenin kendini öldürmek için üçüncü bir kişiye başvurması, onun kendisinin bu işi yapmağa muktedir olmadığını gösterir. Kendisinin öldürülmesine razı olan kimsenin akli melekelerinin bozulmuş olması ve bu yüzden rızaya ehil olmaması da mümkündür. Kendini koruma iç güdüsüne aykırı düşen rıza ruhsal bir dengesizliği gösterir.

Diğer bir anlayışa göre intihar suç olmadığından ona yardım da cezalandırılmamalıdır. Bu anlayış içinde acıma duygusu ile öldürmek denilen halde intihara yardımdan pek farklı sayılamaz. Cezasızlığın sebebi bu olmak gerekir. İntihar edene zehri sağlayan ve içmesine yardım eden ile hastalığı yüzünden bir süre sonra öleceği kesinlikle bilinene uyuşturucunun dozunu arttırarak veren arasında ne fark vardır? Bir kimse kendisini öldürmek için başkasının yardımını isterse yardım eden fail değil, sadece kendini öldürmek isteyenin intihar aracıdır.

Bazı kanunlar (Norveç, Polonya Ceza Kanunları gibi) acıma duygusunu adam öldürme suçunun, kanuni-özel tahfif sebebi saymışlardır. Norveç kanununa göre "fail acıma duygusu ile ümitsiz bir hastanın hayatına son vermiş veya bu fiile katılmış ise "kasden adam öldürme suçunun cezası indirilebilir. İsviçre Ceza Kanununa göre (m. 113) "bir şahsı, ciddi ve ısrarlı talebi üzerine öldüren kimse hapis cezası ile cezalandırılır." Bu hüküm ile İsviçre Ceza Kanunu, cezaya had koymamak suretiyle hakime bu olaylarda geniş bir takdir hakkı tanımıştır. Bu madde hükmü öldürülenin sadece razı olduğu hallere uygulanamamaktadır. İsviçre Kanunu isteğin öldürülenden gelmesini şart koşar. Yeni İtalyan Kanunu (m. 579) ise "mağdurun rızası ile katil"den bahsetmektedir. Fakat İtalyan Kanununa göre, eğer öldürülen onsekiz yaşından küçük ise, akıl malulü veya alkol veya uyuşturucu maddelerin etkisi altında bulunuyorsa, rıza, fail tarafından cebir, tehdit veya hile ile elde edilmiş ise bu hüküm uygulanamaz.

4) İnsanlık doktrini açısından sonuç: "Acı"da insanlık dayanışması bir "vakıa" olarak mevcuttur. İyileşmesi imkansız bir hastalığa tutulan bir kimse topluma yük olur. Bu yüke katlanmak insan topluluğunun özelliğidir. Eğer topluma yük olup olmamak ölçü ise, sıhhatli, fakat yaşlı kimseleri de öldürmek gerekecektir. Bunun tek sonucu Uygar insan toplumunun vahşete dönüşümüdür. Bu sebeple "ırk sağlığı" konusunu öldürmekle çözmek programı örtülü barbarlıktır. Irk sağlığı kavramının yüceliğinden faydalanmak yoluyla devlete öldürmek hakkının tanınması, insanlığı geriye itmek çabasıdır, faydasızdır. "İnsanlık determenizmi" geçici saptırmaları daima kenara itebilmiştir. Bugün topluma verimli, güçlü olanın yarın hastalıklı olması muhtemel, yaşlı olacağı ise kesindir. Topluma yük olmamak ölçü tutulursa ve bu düşünce siyasi bir sistem haline gelirse bugünün güçlüsüne karanlık gözüken yarın topluma fayda sağlamaz.

Bazı hastalıklarda, duyulan acı insanın dayanabileceği sınırı aşar. Bu doğrudur. Hekim ağrı dindiren ilacın dozunu arttırarak rahat ve sakin bir ölümü sağlamakla neden görevli olmasın? Belli bir döneme varınca artık hastanın hayatını uzatmak mümkün değildir. Sonuç kesin olarak gözükmektedir. Bu durumdaki hasta için geçen zaman yaşamak da sayılmaz. Sonucu öne almanın tek amacı, acı çektirmemektir. Buna öldürmek denmez. Hastayı öldüren hastalığıdır. Hayattan ölüme geçiş kolaylaştırılmıştır. Fakat bütün bu düşüncelere insanca diyebilir miyiz?

"Ölüm karşısında eşitlik hakkı" tüm insanlıkça benimsenmelidir. Böyle olunca öldürmek, insanca görevden kaçmaktır. Öldürüvermekle "kurtardım" diyebilmek, gerçekten kurtarmak çabasını anlamsız veya lüzumsuz kılar. "İnsanın insana borcu". Bu kuraldır. İyileşmesi için bugün imkansız bir hastayı öldürmek, insanlığın gelecek başarılarını inkar etmeğe eşit anlamdadır.

Bu düşüncelere rağmen TCK açısından acıma duygusu ile öldürmelerde "adiyen katil" hükmünün (TCK. 448) ve gerekiyorsa şiddet sebepli katil hükmünün (kanserden ölmek üzere bulunan çocuğun daha fazla acı çekmemesi için öldüren babanın durumu gibi) uygulanması gerekecektir. Böyle hallerde sadece cezayı azaltıcı takdire bağlı sebeplerin (TCK. 59) uygulaması ile yetinmek yeterli görülememektedir. Eğer acımaya, öldürmekte de değer veriyorsak insanın yakınlarına daha fazla acıyacağı gerçeğini görmezlikten gelemeyiz. Böyle olunca, acıma duygusu ile öldürmelerde maktul ile fail arasındaki akrabalıktan gelen ilişkilerin şiddet sebebi sayılması çelişmeli sayılacaktır.

Sonuç şudur: Acıma duygusu ile öldürmenin insanlık doktrini açısından meşru olduğu iddiasında "hukuka uygunluk:" yoktur. Acımak (sadaka gibi) hak doğurmaz.
Mithatpaşa Cad. No:66/6      Tel: 0312-419 38 65      Fax: 0312-222 78 43