Mithatpaşa Cad. No:66/6      Tel: 0312-419 38 65      Fax: 0312-222 78 43
Bütün adli sahada (medeni, idari, cezai sahalarda) her çeşit karar veya hüküm her türlü yanlış ile hatalı olabilir. Fakat genellikle yalnız ceza sahasında "AdIi hata"dan bahsedilmektedir. Bir masuma ceza verildiği zaman, bir suçlu beraat ettirilince, suçluya nitelik ve nicelik bakımından hak etmediği bir ceza uygulanınca "adli hata işlenmiştir. Fakat adli hata deyince bu üç halden genellikle birincisi akla gelir.


a) Hüküm unsurları: Mühim olan etkenIerden birisi de hüküm malzemesinin yargıca hangi sıraya göre arzedilmiş olduğudur. "hüküm kabiliyeti" çok belirsiz bir konudur. Bu yetenek, sanığın durumu, müdafaanın ve kamu oyunun baskısı, delillerin sunulması, siyasi düşünceler, fikri seviye ve yargıcın karakteri, yargıcın manevi ve fikri seviyesine bağlıdır. Kanunu sadece uygulayan, cezayı matematiksel bölümlere dönüştürmeye çalışan bir yargıç değil (pozitivistlerin dedikleri gibi sadece "muhakeme eden" değil) aynı zamanda hisseden yargıca ihtiyaç vardır. Yargıç ortalama hüküm kabiliyetinin çok üstünde olmalıdır, izlenimlere göre değil, en modern ilimIerin yardımı ile hüküm vermelidir. Yargıcın karakteri büyük rol oynar ve hükmün doğru veya yanlışlığının kaynağındaki payı büyüktür. Bu hususta Adalet Psikolojisi bir çok hakim tipleri ayrımında bulunmuştur: Tahlil ediciler, sentezciler, subjektif olanlar, umumileştirenler, insiyakiler, inatçılar, tezatçılar, heyecanlılar gibi. Bu tiplerin her biri birçok tehlike arzeder. Her yargıç bu tiplerin her birinden eşit surette uzak bir karaktere sahip olmalıdır. Bu sebeple, kendi düşüncesi ile başkasının hareketine sebep olan düşünce arasında karşılaştırma yapan yargıç daima hataya düşer. Adli hata ihtimalleri kriminilastik sayesinde azalmıştır. Fakat diğer taraftan suçluluk ile mücadele fikri, adli hata ihtimallerini arttırdı. Hadisenin isbatı güçlüğüne, suçlunun fizyopsişik şahsiyetinin, suçun fizik ve sosyal etkenlerinin, uygulanacak emniyet tedbirlerinin incelenmesinden doğan güçlükler de (bilhassa pozitivistlerin etkisi altında kalmış memleketlerin mevzuatında) katılmıştır. Sıradan bir doktor tanınmış bir hastalığın teşhis ve tedavisinde yanılabilir. Ruh anormallikleri ve hastalıklarının teşhis ve tedavisinde ise hata ihtimalleri çok daha fazladır ve suçun işlenme sine sebep olan da özellikle bu ruh ve beden anormallik ve hastalıklarıdır. Tıbbi sahada hasta ruhunu hekime açar, onunla işbirliği eder, halbuki adIi sahada suçlu kendi içini saklamağa çalışır ve hakimi yanlış yollara sürüklemeğe gayret eder. Yargıcın hükmü bir doktorun teşhisine benzetilebilir, fakat ondan daha fazla belirsiz ve karışıktır.
b) Pozitivisderin düşüncesi: AdIi hatanın köklerini yok etmek için, pozitivist doktrine göre adli teşkilat ve düzenlemelerde büyük bir ıslahat yapmak gereklidir. Bu ıslahat şunları gerektirir: 1) Ceza yargıcının "uzmanlaşması" ve antropoloji, adalet psikolojisi gibi bilgilerle donanması gerekir. 2) En iyi elemanların ceza yargıcı olmaları için gerekli tedbirler alınmalıdır. 3) Ceza davasının bütün safhaları ile infaz safhası arasında azami derecede dayanışma sağlanmalıdır.

c) Tazminat: Bu tedbirlere hatanın mağduru hakkında tazminat da ilave edilmelidir. Bu hususta gerek klasikler, gerek pozitivistler birleşirler. Bu konudaki itirazlar (Yargıcın değerinden düşürülmesi, suistimaller, bütçeye eklenecek yük, zarar ile tazminat arasındaki oransızlık ihtimalleri, suç mağdurunun dahi zararlarının tazmininin uygun olacağı v.s.) reddedilmiştir. Suçlu görülen şahıslardan (şikayetçi, yalancı şahit, rüşvet almış memur v.s.) tazminatın tahsil edileceği hallerde devlet yardımı ile hata tamir edilmelidir. Haksız yere tutuklanmış olanlara da tazminat verilmesi gerekip gerekmediği de münakaşa edilmiştir. Haksız tutuklamanın bir talihsizlik ve zorlayıcı sebep sayılması gerektiği iddia edildi. Adli teşkilat zorunludur, bu sebeple adli hatalardan kaçılamaz. Fakat kör bir tabiat kuvvetinin meydana getirdiği bir talihsizlik ile insanların fiilleri neticesinde meydana gelen zararlar arasında fark vardır. Tabiat bilmez ve tamir edemez, halbuki insan bilmek ve tamir etmek imkanına sahiptir. Memleketimizde haksız tutuklananlara tazminat usulü kabul edilmiştir.


d) Psikanalizcilerin düşüncesi: Ceza davalarında, ne psikanalizim açısından olayı incelemeyen avukat'ın isabetli bir savunma yapabilmesi, ne de psikanalizmi incelememiş yargıç'ın "insan gerçeği"ne uygun karar vermesi mümkündür. Bazı psikanalizciler, ceza davalarında psikanalizme yer verrneğe karşıdırlar. Fakat konu genellikle ikiye ayrılmaktadır: Psikanalizm "delil" olarak (subut) kullanılabilir mi? Psikanalizden gelen bulgular "dayandırına", "sorumluluk" gibi konularda etkili olabilir mi? Bazı psikanalistler ise bu türden bulguların sadece "kriminolojik teşhisIer" de yararlı olacağı kanısındadır. Örneğin, bir baba katilinde "ödip kompleksi" psikanalizm usulleri ile saptanmış olsa, bunu usul hukuku açısından nasıl değerlendireceğiz? Eğer bu kompleks doğal kabul edilirse "masumluk karinesi" terk edilecek, "suçluluk karinesi" kural sayılacak, "aksinin ispatı" olanağı da bulunamayacaktır.
Bu haksız bir sonuç olur. Freud bunu görmüş, psikanalizmin "subut aracı" olamayacağını açıkça belirtmiştir. Freud' e ve Reik' a göre psikanalizm "maddi vak'alar'ın soruşturmasında ve saptanmasında elverişli bir araç değildir. "Bu sanık, şu suçu işlemiş midir" sorusu psikanalizmle çözülemez. Çünkü şuuraltında "maddi" bir şey yoktur.


Vakıf Hakkında
Faruk Erem
Hümanist Dergi
Eğlendirirken Düşündüren İnce Eleştiriler

Ceza Hukukunda "Stres" Kavramıı

Faruk Erem'in Gazete Arşivinden

Faaliyetlerimiz

MASKE VE MASKLAR

SEYAHAT

MAYA UYGARLIĞI

MEKSİKA

Şiir - KORKU

KARİKATÜR SANATI

Faruk Eremin Adalet Psikolojisi Kitabından

Pilav

Şiir - ADALET

Ön Kapak İçi

Arka Kapak İçi

Arka Kapak

Haberler
Gezelim Tanıyalım
Bize Yazın