Mithatpaşa Cad. No:66/6      Tel: 0312-419 38 65      Fax: 0312-222 78 43
Prof. Faruk EREM
TARİHTE ve GÜNÜMÜZDE
OLAĞANDIŞI YARGILAMALAR
İnsanlık tarihinde "olağandışı yargılamalara rastlanmıştır. Hemen her dönem ve her ülkede bu tür yargılamaların ortak nitelikleri vardır: Adalet görüntüsü altın da adaletsizliği sağlamak.

1-Adalet Kavramı: "Merhamet" adalet değildir. "Merhametli hakim" makbul sayılmamalıdır. Fakat "insaflı hakim"in adalete yaklaşabilme yeteneği çok daha fazladır. "Kanun adalet hizmetinde sadece bir araçtır. Kanunu, adalet demek değildir.

Adaleti tümden maddi bir olay haline getirmek çabasına da rastlanmaktadır. Bu anlayışa göre adalet, çıkarların çatışması halinde, herkes tarafından kabulü uygun görülen bir hal şeklidir. O halde adalet bir çeşit "faydacı kavram"dır.

Bu görüş yanlıştır. İnsan bilinci adaletin sadece bir denge sayılamayacağını fark edebilmiştir.

Herhangi bir memlekette özgürlüğün olup olmadığı hakkında bir kanıya varmak için uygulanan kanuna bakmak da yeterli değildir, şunu sormak lazımdır: "Fikir suçları" (!) hakkında kim karar veriyor?


2-Yılgı Adaleti: Zaman zaman adliyenin aczinden bahsedilir ve "teşkilatlı tedhiş sistemleri'ne istekliler ortaya çıkar. Bu istekler adliyeyi "zabıtaya" pek yaklaştırır. Bu istekler kolaylıkla "olağandışı yargılama"ya dönüşür. Adli tedhişin öbürlerinden hiçbir farkı olmaz. Suçsuz insanlar da korkuyorsa ortada adliye yok demektir. Zira tedhiş götürü adalet fikrine dayanır. "Arada haksız yere cezalandırılanlar da olsa suçu önlemek için adaletsizlik mübahtır" iddiası içtenlikten yoksundur.
Bundan ötürü siyasi mahkemeleri savunmak aldatmacadır .
İzleyeceği usul,
özel kanunla saptanan bir kuruluş mahkeme sayılmaz
Fransız yazarları, Petain'in yargılamasını şöyle tanımlarlar:

"Kötü bir dava. Çünkü hakimleri daha sanık mahkemeye çıkmadan, onu mahkum etmişlerdi (Jaffre, Les Tribunaux d'exception, Paris, 1963, s. 120).

"Mutemed hakim" usulü ile bir "hüküm" elde edilebilir. Fakat bu türden kararlar bir "mahkeme kararı" olamıyorlar.

Laval davasında avukatlar Fransız barolarının kabul edemeyeceği biçimde yapılmış hazırlık tahkikatını derinleştirme taleplerinin kabul edilmemesi üzerine, hep birlikte davadan çekilmişlerdi. Yalnız dinleyiciler bölümünde Paris Barosu temsilcilerine ayrılan yerlerde avukatlar dinleyici olarak bulunuyorlardı. Sanığın bazı taleplerini reddeden başkanın gerekçe olarak sadece "sorumluluğu üstüme alıyorum" demekle yetinmesi üzerine avukatlar hep birlikte salonu terk ettiler (Jaffre, s. 130).

Tarihte peşin hükümlü yargılamanın ünlü örneği "Sokrat'ın yargılanmasıdır". Fakat Sokrat'ı ölüme mahkum eden 501 Atinalı "Hakim"den hiç biri bugüne kadar yaşayabilmiş değildir. "Sanık-Sokrat" hala kendini savunuyor.
"Suç ile ceza arasındaki oransızlık halkın sempatisini suçlunun üzerine çeker" (Laski).

Hak, haktan fazla bir şey değildir. Haksızlık ise haksızlıktan çok fazla bir şeydir. Yargılama olağandışına çıktıkça haksızlık yoğunlaşır.

"Hiddete bürünmüş adalet" gerçek adalet sayılmaz, "gösteri adaleti"dir, bir tarafı noksan adalettir. Hiddetli adaletin "intikamcı adalet" halini almasından korkulur. Oysa, adalet "intikam"a karşıdır.

Hukuku değil, kendini hukukun üstünde sayan kanun anlayışıyla kurulan mahkemeler sadece "gösteri adalet"ini sağlamışlardır. "Robespierre'in idamındaki özellik şu ki, binlerce insanı giyotine gönderen bu adam, Meclis'ten  hemen hemen zorla çıkarttığı bir kanun uyarınca, kanun dışı edilip yargılanmaksızın idam olundu. Yani, hakkındaki ölüm kararını yine kendisi vermiş oldu." (Tiryakioğlu, s. 101).

Anayasa değişikliğini ve DGM Kanununu yasama organında savunanları tarihsel gerçekleri göremeyecek kadar bilgisiz saymak gerekir.

İzleyeceği usulün özel kanunla saptanmış olması bir kuruluşun "mahkeme" sayılmasına yetmez. Jeanne d' Arc, "dinsel-siyasal" mahkemede yargılandı. Ölüme mahkum oldu. Sonra da "azize" ilan edildi  (!). yargılama, usule uygundu, fakat bu usul, "engizisyon usulü" idi.

3-Peşin Hükümlü Adalet: Adalet "peşin hüküm"lerden uzak kalmalıdır. Bunlar arasında en sakıncalı olanı "kolektif peşin hükümler"dir. Mahkeme hükmü, peşin hükmün tescili demek değildir. Araştırmak ve doğruyu bulmak gayreti sonunda verilen hükme "mahkeme hükmü" denir.
4- Siyasal Adalet: Adalet aynı zamanda siyasal bir meziyettir. Başka bir deyimle siyasal kuvveti, kaba kuvvetten ayıran özelliklerin başında adil olmak gelir. "siyasal adalet" teriminin ise birbirine zıt iki sözcükten kurulu bir deyim olduğu açıktır. Siyasete göre adalet tehlikeli bir karışımdır.

"Siyasette adalet olmaz" denir. Bu hukukçuyu ilgilendirmez. Fakat "Adalette siyaset" korkunç bir kavramdır. Bundan ötürü "siyasi mahkeme"yi (veya onun bulaşığı mahkemeleri) savunmak aldatmacadır.

Olağandışı mahkeme "siyası mahkeme"ye yaklaştıkça yozlaşır, mahkeme olmak niteliğini yitirir.

Siyasal konulu adalete her toplumun siyasal geriliminin arttığı dönemlerde rastlanır. Bu gerilimden adaletin zararsız çıkabilmesi kolay değildir. Bunun için "büyük yargıçlar"a ihtiyaç vardır.

"Adalet" olmazsa toplum dağılır, inancı, "adalet mülkün temelidir" kanısı ceza usulünün devamlılığını izah eder. Sürekli olmayan, her olayda elde edileceği kesin surette bilinmeyen adalet, yokluğuna eşittir. Adaletin bazen olmaması, toplumda hiç olmadığı kanısına döner. Her şeyin sonunda adil bir mahkemenin bulunabileceği toplumda en büyük "emniyet duygusu"nu sağlar. Bu bakımdan "adalete güven" toplumu tutan bağların başında gelir. "Adaletin bulunmadığı bir ülkede herkes suçludur" (Duverger).

Olağandışı yargılamalar hiçbir dönemde, hiçbir ülkede toplumu birleştirememiş, gerilim döneminin ardında sürekli düşmanlıklar bırakmıştır.

5- Arı Adalet: Oranı ne olursa olsun "Yabancı unsur" ile derhal bozulan biricik kavram "adalet"tir. Örneğin, %90 altın, % 10 bakır tozu karışımında yine %90 altın mevcuttur. Fakat %l dahi olsa yabancı unsurun müdahale ettiği şey, "adalet" değildir. Bu sebeple adalete müdahale yol ve olanakları kaldırılmalıdır.

Halbuki, "olağandışı yargılama usullerinin tek amacı" şudur: Yargıya, ona yabancı bazı unsurlan katmak.

6- Adaleti Ele Geçirme Çabaları: "Ceza adaleti kimin elinde ise, iktidar ondadır" (Buch), sözü yargının neden yasama ve yürütmeden ayrı, onlardan bağımsız bir kuvvet sayılması gereğini de açıklar. Ceza adaletini "ele geçirmek" için sarfedilen üstü kapalı ve teknikle örtülü çabalar, böylece teşhis edilmeli ve önlenmelidir.

Adaleti ele geçirmenin yolları nelerdir? Şu çarelere rastlanmaktadır:

Sanık fiilen ve hukuken "tecrit edilir (!)" Sanığın tamamen veya kısmen "kanuni haklar"dan yoksun kılmak usulüne sık rastlanır:

16. Louis 'nin avukatı Deseze mahkemede şunları söylemişti:

"16. Louis'nin kaderi hakkında karar vermek istiyorsunuz ama, onu suçlayan, yine sizlersiniz. İstediğinizin ise ne olduğunu açıklamış bulunuyorsunuz. Sanık Louis, kendisi için hiçbir kanunun, hiçbir usulün mevcut olmadığı tek Fransız olacaktır" (Tiryakioğlu, S. Siyasi Davalar, İstanbul, 1963, s. 69)

7- Çağdaş Engizisizyon: Hukuk gerçek görevine ihanet etmemelidir. Kandırma aracı hukuk olunca, kandırılan insanın gücü kırılır.

Toplum umudunu böyle yitirir. Bundan ötesinde hınç başlar, korkulur.

Adalet, konusu bakımından bilmeden, hissetmeden, engizisyona kayacak durumdadır, bu suretle ortaya çıkan uygulamaya yeni bir buluş gözü ile bakıldığı da olmuştur. Oysa bu yolla "çağdaş engizisyon"a bir örnek verilmiştir. Ceza adaletinde insanlığın geçtiği yolun dönüşü yoktur.

Olağandışı yargılama çabaları beyhudedir, yapana da onur getirmez.

Halbuki, "İnsanlık, fikirleri, içtihatları, örnek tutum ve davranışları ile temayüz eden ve bu türlü hizmetleri adaletle yürüten kişilere (= hakimlere) öteden beri ihtiyaç duymuş ve değer vermiştir" (Sunay: Yargıtayın 100. Yıldönümü açış konuşması).



Vakıf Hakkında
Faruk Erem
Hümanist Dergi
Doğal Yaşam Alanı

Ön Kapak İçi

Hukukun Üstünlüğü ve Anayasa

Faaliyetlerimiz

Hobi Edinmek

Kardeşim (Şiir)

Yaylalar

Sisler

Tahta Kaşıklar

İnsiyaki Hükümler

Kilim

Mısır Ekmeği

Renkler (Şiir)

Arka Kapak İçi

Arka Kapak

Haberler
Gezelim Tanıyalım
Bize Yazın