Vakıf Hakkında
Faruk Erem
Hümanist Dergi
Dünya Mirası Eserlerimiz

50.Yıl ve Mahmut Esat Bozkurt

Şiir -Kiraz Ağacı

Doğal Oluşumlar

Safranbolu

Faaliyetlerimiz

Ölüm Cezası ve Hümanist Doktrin

Batman

Hattuşa

Cezaların İnfaz Şekilleri

Yürüyüş

Elmalı Börek

Arka Kapak İçi

Arka Kapak

Ön Kapak İçi


Haberler
Gezelim Tanıyalım
Bize Yazın
Mithatpaşa Cad. No:66/6      Tel: 0312-419 38 65      Fax: 0312-222 78 43
Atatürk'ün emrinde, Mahmut Esat Bozkurt, Türk Hukuk Devriminin büyük mimarıdır. Bu devrimin nasıl başarıldığı hakkında genç kuşaklarca az bilinen bazı konulara dokunmak yararlı olabilecektir:

Cumhuriyetin 50 inci yılı kutlanırken anılması gerekenlerin başında Mahmut Esat BOZKURT gelir:

Bozkurt, daha öğrenci iken memleketinin kaderine eğilmişti. Mahmut Esat Bozkurt'un doktora tezinin adı "Osmanlı kapitülasyonları rejimi" (Du régime des capitulations ottomanes)dir. Tezinin son bölümünde (sh. 116) Bozkurt şu sonuca varmıştır: Kapitülasyonlar, ister tek taraflı, ister karşılıklı antlaşma sayılsın, taraflardan birinin hayati menfaatlerine aykırı düşerse veya tabi oldukları şartlar değişirse, tek taraflı olarak ilga edilebilirler. Bu doktora tezinin (Friboug) tarihi 1918'dir.

Tanzimat Devrinin iyi niyetli, fakat bir açıdan başarısız Ali Paşa'sının çabaları ile Mahmut Esat Bozkurt'un mücadelesi arasında bir bağlantı kurmak mümkündür. Sadrıazam Ali Paşa, Sultan Abdülaziz'e Code Civil'inin Osmanlıcaya tercümesi ve Osmanlı Kanunu Medenisi olarak benimsenmesi hususunda bir "ariza" sunmuştu. Bu düşüncesini kuvvetlendirmek için de Mısır'da Mehmet Ali Paşa'nın böyle hareket ettiğini, Mısır'da Arapçaya tercüme edilmiş Fransız Medeni Kanununun çevirisinden istifade edilebileceğini öneriyordu.

Ali Paşa'nın önerisi Ulamayı telaşlandırdı. Abdülaziz inançlı değildi. Ali Paşaya karşı akımı Cevdet Paşa temsil ediyordu. Neticede Cevdet Paşa başarı kazandı. Bir aralık bütün mezhepleri bağdaştıran anlayışta bir Medeni Kanun Tasarısı düşünüldü. Sonra bundan vazgeçildi. Bu defa şöyle bir karara varıldı: "Mezhebi Hanefide yetişmiş olan fukuhanın sahih ve muteber kavileri"ne istinat edilecekti. Böylece batı hukukunun benimsenmesi gecikmiş oldu.

Görülüyorki hukukta batılılaşma isteği memleketimizde Cumhuriyet döneminde ortaya atılmış değildir. Bunu Atatürk şöylece açıklar: "Türk Milletinin muasır medeniyetin vasıtalarından ve feyizlerinden müstefit olmak için, laakal üçyüz seneden beri sarf ettiği gayretlerin ne kadar elemli ve ızdıraplı mevani karşısında heba olduğunu kemali teessür ve intibah ile göz önüne alarak söylüyorum". O halde batılılaşma akımı Atatürk'ten evvel de vardı. Fakat bu akım, karşısındaki direnci yenemiyordu.
Faruk Erem
Ali Paşa' dan sonraki hamleyi Mahmut Esat Bozkurt'un başarılı çabası temsil etmektedir. Ortaya atılan ilk fikir, Fıkıh esaslarına değil, batı hukuku anlayışına uygun, fakat belli bir kanunu almak şeklinde olmayan, batı hukukunun esaslarına bağlı, yeni metinler hazırlamak idi. Fakat kurulan komisyon bir türlü sonuca varamıyordu. Hatta bu komisyonda geriye dönüş eğilimi seziliyordu. Bu durumda kesin bir karar verilmesi, son sözün Atatürk tarafından söylenmesi gerekiyordu. Konuyu Bozkurt, Atatürk'e arzetti ve Ana Kanunlarımızın batının ün kazanmış kanunlarının "iktibas"ı şeklinde olması lüzumunu belirtti. Atatürk şunu sordu: Bu kanunları uygulayacak hukukçularınız var mı? Bozkurt, hiç düşünmeden şu cevabı verdi: Yetiştireceğim.
Bu konuşmadan sonra Atatürk 28 Şubat 1924 tarihinde Büyük Millet Meclisinde verdiği demeçte "yeni esasatı hukukiye" den söz etti ve şunları söyledi: "Mühim olan nokta, adli telakkimizi, adli kanunlarımızı, adli teşkilatımızı, bizi şimdiye kadar şuuri veya gayri şuuri tesir altında bırakan asrın icabatına gayri mutabık revabıttan kurtarmaktır".

Bu suretle fikirce hazırlık başlamıştı. Mahmut Esat Bozkurt fıkıhın son dönem uygulamalarının tutuculuğunu , sakıncalarını belirten konuşmalar yapıyordu. "Ankara Hukuk Mektebi"nin açılşında Atatürk'ün konuşmasına, Bozkurt'un verdiği cevapta şunları söylediği görülmektedir: "Fıkıh ve onun müntesipleri, tarihin en büyük safahatında istibdatın ve hezimetlerin mucip sebebi ve amili oldular." Şöyle devam etti " ... Cumhuriyetin Türk Adliyecileti bu vüsat ve şumul dahilinde inkilabın kendilerine tahmil ettiği vasi ve şamil vazifenin ağırlığını müdriktirler. Bunun icaplarını ifaya hazırdırlar. İnkilap için hazır olmak ve onu müdafaa etmek rolü Türk Adliyecısinin yegane medarı iftiharıdır. İnkilaplar, beşeriyeti saadete götüren vasıtalardır. Karşı koyanların akibeti behemahal bir hüsranı mutlaktır".

Atatürk ile Mahmut Esat Bozkurt arasında tam bir inanç birliği vardı. Atatürk "zihniyeti, içtimai hayatın temeli olan yeni hukuk esaslarını tesbit ve teyit etmek çaresine tevessül eylemek" direktifini verdi ve inançlı uygulayıcısı Bozkurt'u görevlendirdi.

Atatürk bir nutkunda "Büsbütün yeni kanunlar vücuda getirerek eski esasatı hukukiyeyi temelinden kal' etmek teşebbüsündeyiz" dedi ve ilerisini görerek şunları ilave etti: "Yeni esasatı hukukiye ile elifbesinden tahsile başlayacak bir yeni hukuk neslini yetiştirmek lazımdır". "Ankara Hukuk Mektebi"nin açılması uygulamada ilk adım oldu. Bu mektep, Cumhuriyet döneminin ilk yüksek öğretim müessesesidir. O tarihte "İstanbul Hukuk Mektebi" yılda 40-50 mezun verirdi. Halbuki mahkemelerdeki hakimlerin pek çoğu, "mektepsiz"lerdendi. O halde bir Hukuk Fakültesi gerekli idi. Mektebin açılması Mecliste tartışmalı geçti. Ancak 4 oy farkla Meclis öneriyi kabul etti. Mecliste Bozkurt şunları söylemişti: "Merkezi Cumhuriyette bulunuyoruz. Buranın bir Hukuk Mektebine behemahal ihtiyacı vardır. Yapılacak mektepten bu muhit de istifade edecektir. Yalnız talebe değil. Dünyanın en güzel inkilabını yapmış bir memlekette asrın hukukiyatı okunmaz olurmu, efendiler? Biraz da İstanbul 'un ettiği istifade kadar Anadolumuz da maariften hissement olsun".
Mektebin açılışında Atatürk, öğretim  üyelerine şöyle hitap etti: "Cumhuriyet Türkiyesinde eski kavaidi hayat, eski hukuk yerine yeni kavaidi hayatın ve yeni hukukun kaim olmuş bulunması bugün gayri kabili tereddüt bir emri vakidir. Bu emri vaki sizin kitaplarınızda ve malühüttatbik olacak kanunlarımızda ifade olunacaktır".

Mahmut Esat Bozkurt'un Medeni Kanunun Russel çevirisinin önsözünde yazdıkları Atatürk'ün emirlerini nasıl gerçekleştirdiğini göstermektedir: "Asrı hazır garp kanunlarının layiki veçhile tatbik edilebilmesi her şeyden evvel onların müstenidi olan hukuk zihniyetinin icabına tamamiyle tebiyetle kabildir".

Mahmut Esat, her yıl 23 Nisan'da anılır. Bunun bir anlamı vardır. Türk Hukukunun egemenliğini dışa karşı Lotüs-Bozkurt davası vesilesiyle kabul ettirebilmek kolay olmamıştır. Batılı Devletlere, onlarınkinden farksız, bir hukuk sistemi ve anlayışı ile, bu egemenliği teslim ettirmek unutulması imkansız bir hizmettir.

Bozkurt-Lotüs davası savunması 1928 tarihinde Ankara' da Türk Ocakları Matbaasında basılmış ve "Beynelmilel Bozkurt Lotüs davasında Türk-Fransız müdafaaları" adı altında yayınlanmıştır. Bu olayda Fransız Hükümeti, Fransız kaptam hakkında Türkiye'de ceza takibi yapılmasını Lozan Antlaşmasımn 15. Maddesine aykırı bulmuştu. Bahse konu 15. Maddeye göre" " ... Türkiye ile sair akit devletler arasında tehaddüs edecek adli selahiyet mesaili beynelmilel hukuk esaslarına tevfiken halledilecektir". İhtilafın Lahey Adalet Divanma sunulması hakkındaki tahkimname "Hukuk meselesi"ni şöylece ortaya koyuyordu: "Türkiye, açık denizde Fransız vapuru Lotüs ile Türk vapuru Bozkurt arasında 2 Ağustos 1926 tarihinde husule gelen müsademe sebebiyle Fransız vapurunun İstanbul'a muvasalatl hininde Türk kaptam ile birlikte Lotüs'ün müsademe esnasında vardiyada kaptam bulunan Demon aleyhinde sekiz Türk yolcu ve tayfasının ziyaı sebebi ile Türk Kanunları mucibince cezai takibat yapmakla … Lozan mukavelesinin 15. maddesine mugayir olarak beynelmilel hukuk esaslarına muhalif surette hareket etmişmidir, eğer etmiş ise bu esaslar hangileridir?". Adalet divanı Türk Devletini haklı gördü. O halde bu dava pek çok deniz kazasından biri olmasına rağmen neden Türk Hukukunda büyük bir başarı sayılmaktadır? Nedenini Adalet Divanının 7 Eylül 1927 tarih ve 9 sayılı kararının sonuç kısmında yer alan cümlede bulabiliriz: " ... Türkiye, mevzuu bahis takibatı cezaiyeyi, hukuku düvelin her müstakil Devlete bahşettiği serbestiye güvenerek, icra etmekle ... hukuku düvel prensipleri hilafına hareket etmemiştir". O halde konu, bugün bize pek olağan gözüken "Bağımsız Devlet" onurunun, Milletlerarası Yüksek bir Divan kararı ile, milli mücadeleden sonra ilk defa tescil ve kabul edilmiş olmasıdır. Mahmut Esat Bozkurt "Devletlerarası hak" (Ankara, 1940) İsimli kitabının İnönü 'ye ithaf kısmında şunları yazmıştı. "Lozan'daki zaferin anlamı, Türk Ulusunun modem medeni dünya ile müsavi olmasıdır".
Bozkurt'un Atatürk'ün direktifleri ile yepyeni bir hukukçu kuşağı yetiştirmiş olması, yaşımız ne olursa olsun, hepimizin bu kuşakta yer alması, biz hukukçular için ortak görev bağıdır. Atatürk'ün hukuk devriminden en ufak bir sapmaya göz yummak, büyük sorumlulukları gerektirir. Geriye dönüş isteklerine, zaman zaman, rastlanmıştır. Bu isteklerin altında karanlık duygular yatar. Bu isteklerin bazıları korkunç denecek kadar sinsi ve kurnazdır.

Atatürk'ün şu sözlerinin hiç unutulmaması gerek: "Hukuku Medeniyede, hukuku aile de takip edeceğimiz yol ancak medeniyet yolu olacaktır", "Hukukta idarei maslahat ve hurafelere merbutiyet, milletleri uyanmaktan men eden ağır kabustur. Türk milleti üzerinde kabus bulunduramaz".

Bu yazımı, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunun 23 Nisan 1973 günü Aydın bildirisi ile sonuçlandırmak istiyorum: "Cumhuriyetimizin 50 inci yılını kutlamanın büyük gururunu ulusça paylaşmak amacı ile, geniş ölçüde çalışmaların yapılmakta olduğu bugünlerde, yarım yüzyıllık ulusal başarı mızın başlıca güvencesi olan Hukuk Egemenliğimizin yaratılmasında unutulmaz çabaları bulunan Mahmut Esat Bozkurt'u Milli Egemenlik Bayramımızda anmayı mutlu bir görev sayan Türkiye




Barolar Birliği Yönetim Kurulu, bu amaçla 23 Nisan 1973 günü Aydın'da toplanarak O'nun kişiliği hakkındaki görüşlerini açıklamış ve Bozkurt'un Kuşadasındaki kabrini ziyaret etmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti, giderek artan bir gürbüzlük içinde 50 yılı geride bırakırken, hiç kuşkusuz tüm gücünü, hukuka bağlı bir devlet yönetiminden ayrılmamaktan almıştır. Bizde hukuka ve hukukçuya verilen büyük değer, Cumhuriyetimizin oturduğu "Hukuk Devleti" temelinin bir gereğidir. Mahmut Esat Bozkurt, Cumhuriyetimize bu niteliği kazandıran uğraşları ile Tüm Türk Hukukçusunun saygısını kazanmıştır.

O'nun soyadının arkasında, devlet egemenliğinin temel koşullarından olan "ceza verme" hakkına dokunulamayacağını yansıtan bir anıt görüntüsü vardır. Türkiye Cumhuriyeti, Bozkurt-Lotüs davası zaferinde, hukuk egemenliğini kanıtlamış, "Milli egemenlik"in dışa karşı sınavını vermiştir.

Yönetim Kurulumuz, ulusal hukukumuzun bugünkü aşamaya ulaşmasında savaş vermiş ve hukuk egemenliğimizi zafere götürmüş büyük devrimci Mahmut Esat Bozkurt'a karşı saygı ve şükran hislerini belirtmek amacı ile onun bir büstünü Ankara Hukuk Fakültesine armağan etmeğe karar vermiştir. Fakülte yöneticilerince de olumlu karşılanan önerimiz tüm Türk Avukatlarının katkısı ile gerçekleşecek ve anıt Ankara Hukuk Fakültesine Türk Avukatlarının armağanı olacaktır".

Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunun bu dileği, Fakülte öğretim üye ve yardımcılarının yakın ilgileri ile, yerine gelmiş bulunmaktadır.