Vakıf Hakkında
Faruk Erem
Hümanist Dergi
Anıt Heykeller

Yargı Görevinin Çağdaş Niteliği

Çocuk Suçlular Yalnız Bırakılmamalı

Karpatlar

Faaliyetlerimiz

Öldürmek Sanatı

Toprak

Karagöz ve Hacivat

Kazanç

Adalet Psikolojisinin Amacı

Anıt Heykeller

Mezar Heykelleri

Su Muhallebisi

Karpatlar şelale bölgesi

Karpatlarda gün doğumu

Arka Kapak


Haberler
Gezelim Tanıyalım
Bize Yazın
Mithatpaşa Cad. No:66/6      Tel: 0312-419 38 65      Fax: 0312-222 78 43
Faruk EREM
    1978-1979 Adalet Yılı Açılışında Türkiye Barolar Birliği Başkanı Sayın Prof. Dr. Faruk Erem'in konuşması. 7.9.1978

    Avukatlık Kanunu (110/6) pek açık bir hükümle Türkiye Barolar Birliğine şu görevi vermiştir: "Kanunların memleket ihtiyaçlarına uygun olarak gelişmesi ve yürütülmesi yolunda dileklerde, yayınlarda bulunmak, gerekirse öntasarılar hazırlamak" .
    Kanunun gerekçesinde de Birliğin "Türk Hukukunun gelişimi" ne katkıda bulunmak görevine değinilmiştir. Hukukun gelişimi deyimi, "Hukuk Dinamizmi" kavramı ile eşanlamlıdır.
    Böylece saptanan görevi Türkiye Barolar Birliği yerine getirmek olanağına sahip midir?
Bu soru aşağıda yanıtlanmıştır.
    Her şeyden evvel Kanunumuzun bu hükmü ile Hakimin, Savcının ve Avukatın ortak çabalarının somutlaştırdığı "Yargı Görevi"nin çağdaş anlamı ve önemi üzerinde durmak lazımdır:

    I. YARGI GÖREVİNİN ÇAĞDAŞ NİTELİĞİ

    1) Bilimsel Metod: Vaktiyle teoride kullanılan bilimsel metodların, şimdi uygulamada, daha başarılı olarak yer aldığını görmek, Türk Hukukçusu için mutluluk, ilerisi için de güvencedir.

    2) Siyasal Bilimler: Siyasal Bilimcilerle Hukukçular arasındaki yapay ve gereksiz ayrılık silinmiştir. Siyasal konulu Hukuk da bir Hukuktur Yargısal uygulamanın dışında kalamaz. Bugün yüksek dereceli mahkemelerin uygulamada verdikleri isabetli kararlar, yön göstermekle kalmamakta, Demokrasiden ayrılma eğilimlerini de önleyebilmektedir.
    Siyasal gereksinmelere göre demokrasinin yozlaşmasını önleme direnci, her ülkede hukukçuya düşen görevdir. Demokrasimizi yitirirsek, bundan, Türk uygarlık tarihi önünde bizler, hepimiz, Türk Hukukçuları sorumlu tutuluruz.
    Türk adli ve idari yargısı "Devletin kusursuz sorumluluğu", "Tehlike Sorumluluğu" gibi konularda, Batıdan çok ileri çözümler getirebilmiş ve topluma benimsetebilmiştir. Petrol Hukukunda "Özel hukuk Bağıtları"nın geçerliliğini ileri süren kalmamıştır. "Dinamik Hukuk" anlayışını yansıtan daha pek çok örnek getirebiliriz. Yasa boşluklarında, Medeni Kanunun Birinci maddesinde yer alan "Kural Koyuculuk" görevini Yargıtayımız, en iyi biçimde yerine getirmektedir.

    3) Türk Yargısının dışa açılışı: Milletlerarası Antlaşmaları da Yargı Yetkisi içinde görebilen bir sistem (HeIsinki Antlaşmasının uygulanması gibi) Türk Hukuku için büyük bir aşamadır.
    Bugün bir "olgu" ile karşı karşıyayız. Hiçbir Ülke mensup olduğu Hukuk Sistemine katılmış Ülkeler topluluğunun benimsediği Hukuksal İlkelere ters düşen Yasalarını yürütebilmek olanağına sahip değildir. "İstisnalar Hukuku" yaşamını sürdürebilmek olanağını yitirdi. O halde "Dış" ile olan "Hukuksal Ahenk" nasıl sağlanacaktır? Bunun tek başarılı ve yapay olmayan çaresi, Türk Yargısının çabalarında aranmalıdır.
    4) Geleceğin hukuksal teşhisi: Türk Yargısı bugün her kararında Yasanın ne dediğini açıklamakla kalmamakta, Yasanın nasıl olması gerektiğini de gösteren uyarılarda bulunmaktadır. Yüksek Mahkemelerimizin İlke Kararlarını bu açıdan dikkatle izlemek, geleceği öngörmek bakımından, çok değerli bir olanaktır.
    Hukukta "olan'la, "olacak olan"ı birbirinden ayrı tutmak çağımızın hukukçuluğu değildir. Hukuk, geleceğini de kendi içinde oluşturan bir bilim koludur. Bugünün uygulaması, geleceğin teşhisini savsayamaz. Bu nedenle "olan"la "olacağın" ayrılmaması, görevin yapısından gelen özelliğidir. "Hukuk Dinamizmi" nin ve aranan "Dinamik Hukukçuluk"un temeli budur.

    5) Olaylara Yaklaşım: Hemen her ülkede Hukuk Fakülteleri teorik araştırmalar merkezi haline geldi. Toplumun yaşayan yönünden uzaklaştılar. Yargılamada görev alanlar ise, olaylara ve olayların sosyal Özüne inmek zorunda kaldılar. Bu özelliğin, "Soyut Hukuk Kuralları" dışında "Yaratıcı İçtihad"a olanak sağlaması -belki de- zorunluluk getirmesi olağandır.
    "Yürütmenin hiç bir eylem ve işleminin Yargı Denetimi dışında kalamayacağı" kuralı "Hiçbir toplumsal olayın Yargının değerlendirmesi dışında kalamayacağı" isabetine dönüşmüştür. Bu gerçek, Türk Yargıcına ve Avukatına daha büyük ve soylu bir görev ve aynı zamanda pek büyük ve pek ağır bir sorumluluk yüklemektedir.

    6) Doğmatik Hukuktan Uzaklaşma: Hukukun, toplumun gerisinde, biçimselliğe, tutuculuğa indirgeli kalmamasını, her ülkede Yargıçlar ve Avukatlar sağlamışlardır. Toplum yaşadıkça değişecektir. Bu süreci karşılayamayan düşünceler hukukun dışında kalır.
    Gelişmekte olan ülkelerde "Doğmatik Hukuk" ile toplumsal aşamaların çatışmasını sadece yargının "İlerletici Yorumu" başarı ile çözebilir. Yüksek mahkemelerimizin bazı kararları bu gerçeğin bilincini yansıtmaktadır. Demokrasimizin yaşamında Yargı en ön saftaki yerini hiçbir dönemde terketmedi.
    Gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkelerdeki "Hukukçunun görevi"nin gelişmiş ülkelerdeki görevinden başkalığı üzerinde artık hiçbir tartışma yapılmamaktadır.
Gelişmiş ülkeler hukukçularının rahatlığına özenmenin ve buna göre davranmanın sakıncalarını veya buna ulaşamamış olmanın umut kırıcılığına düşmenin anlamsızlığını görebilmek için gelişmekte olan Ülkeler Hukukçularının yaptığı ortak toplantıların, Milletlerarası kongrelerin (Delhi, Bangkok toplantıları gibi) sadece tutanaklarına bakmak bile yeterlidir.
    Gelişmekte olan ülkemizin kalkınma sorunlarının çözümünde hukukçularımıza büyük görevler ve sorumluluklar düşmektedir.
    Dördüncü Beş Yıllık Plan çalışmalarının sonuçlandırılmak üzere bulunulduğu şu günlerde,
uzun vadeli plan hedeflerinin tüm yurt düzeyinde dengeli, adil, güvenli bir toplumun koşullarını yaratmaya yönlendirilmesi zorunluluğuna özellikle değinmek isteriz.
    II. GÖREVİ BAŞARABİLME OLANAKLARI

    Avukatlık Kanununun 110. maddesinin Barolar Birliğine verdiği görevin başarılabilmesinin -bazı alanlarda- olanak dışı kalmakta olduğunu ileri sürmek durumundayız. Nedeni şudur: Anayasamız ve bazı Yasalar yapıldığı zaman Türkiye Barolar Birliği henüz kurulmamıştı.
Soru şudur: Anayasa ve bazı Yasalar yapılırken Türkiye Barolar Birliği kurulmuş olsa idi, ona ne gibi olanaklar tanınmış olacaktı? Bu varsayım bizi bazı sonuçlara ve haklı isteklere götürmektedir.
    Düşüncemizi birkaç örnekle açıklamak istiyoruz: Anayasamız, "kendi varlık ve görevlerini ilgilendiren alanlarda, Anayasaya aykırılık savı ile, "İptal Davası açmak" hakkını, ismen saydığı kuruluşlara tanımıştır. Bunlar arasında Barolar Birliği yoktur. Çünkü 1961 yılında Birlik henüz kurulmamıştı. Türkiye Barolar Birliği olarak "Savunma Hakkı"nı kısıtlayan hükümleri tek tek saptamış ve açıklamış durumdayız. Fakat bunlar için iptal davası açmak yetkimiz yoktur. Bundan asıl zarar gören avukatlık mesleği değil "Adalet"tir.
    Kaldı ki, en geniş anlamda Anayasaya aykırılığın bir davacısı bulunmak gerekirdi. Bugün
Anayasaya aykırı hükümlerin tümü yasalarımızdan silinmiş değildir. Çünkü onları Anayasa Mahkemesine götürecek, geniş yetkili "Davacı Organ" düşünülmemiştir. Bu organ Barolar Birliği olabilirdi.
    Demokrasilerde "Kamu Oyu" en önemli etkendir. Kamu oyunun yanılgısı, saptırılması
sosyal felaketlere yol açabilir. Onu sağlıkta tutabilecek kuruluşların sorumlulukta pay sahibi kılınmaları gerekir. Örneğin "Anayasanın özüne ve sözüne bağlı kalmak", "Atatürk devrimlerinin Türk Toplumunun çağdaş uygarlık düzeyine erişmesini öngören Dünya Görüşünü yerleştirmek ve geliştirmek" ilkesini amaç saydığını bildiren TRT Kanununun (2) , Yönetim Kurulu seçim yetkisinde Türkiye Barolar Birliğini unutmuş olması isabetli değildir. Ticaret Odalarına, Borsalar, Esnaf Birliklerine yetki tanıyan bir Kanun Türkiye Barolar Birliğini ihmal etmiş olamazdı.
    Organik bağlantı kurulması gereken daha pek çok kuruluşa değinmek mümkündür. Sansür kurulları, Sosyal Sigortalar Yönetim Kurulu, Adalet Komisyonları, Planlama gibi kuruluşlarda sadece fiilen değil, Yasal açıdan da Birliğin ve Baroların görevli sayılması gerekli hale gelmiştir. Bunlar yapılmamış olursa Birlik kuruluşunu tamamlamamış olacak, başta işaret ettiğimiz görevini, tam anlamı ile, başarmış da sayılamayacaktır. Görev verilmiş, araç düşünülmemiştir.