Vakıf Hakkında
Faruk Erem
Hümanist Dergi
Su

Sosyal Güvenlik

Fantazya

Faaliyetlerimiz

Kanun

Kazanan Kim

Ürgüp

Tuz

Sığınaklar

Nehirler

Kendini Haklı Çıkarma İşlemi

Kurşun Vücutta Kalırsa

18 Şubat Kutlamalarımızdan

Reçeller

Ön Kapak İçi

Arka Kapak İçi

Arka Kapak İçi


Haberler
Gezelim Tanıyalım
Bize Yazın
Mithatpaşa Cad. No:66/6      Tel: 0312-419 38 65      Fax: 0312-222 78 43
Prof. Dr. Faruk EREM
Sosyal Adalet tüm topluma genişletilmezse sağlanamaz. Prim usulü bu genişlikte olamayacaktır. Bu açıdan "işçi sigortaları" döneminden "Sosyal sigortalar" anlayışına yükselmenin bütün gereklerinin yerine getirilmesine evvelki dönemden kalma "prim esası" engeldir. O halde önerimiz şudur. Eğer Sosyal Adalet esas tutulursa bu ancak "Sosyal Güvenlik vergisi" ile sağlanabilir. Bu gün artık vergi, Devlet harcamalarına katkı anlayışından çıktı. Vergi, sosyal hukuk devletlerinde artık Sosyal Adaleti, dengeyi sağlayıcı araç haline geldi. "Vergi Adaleti"nin ölçüleri değişti. Bu nitelik "Genel Sosyal Güvenlik vergisi"nde mevcuttur, yeter ki böyle bir vergi, bütün yansımaları ile gerçekten "Adil" olabilecek biçimde hazırlanmış olsun.

Anayasa bakımından "Sosyal Güvenlik" kavramını Devletin tanımında, niteliğinde aramak gerekir. Anayasamız (2) Devleti şöyle tanımlar: "Türkiye Cumhuriyeti... sosyal Hukuk Devletidir". Gerçekte Devletimiz " Sosyal Hukuk Devleti" görüntüsünde midir? Bazı eksikliklere ve kusurlara rağmen Hukuk Devleti görünümünde kuşku yoktur. Hak arama özgürlüğü, mahkemeler, kanun yolları, yargısal örgütleşme, Yürütmenin yargısal denetim altına alınmış olması gibi olanaklar Hukuk Devleti görünümünü somutlaştırmaktadır. Sosyal Devlet için aynı şeyi söylemek olanağımız yoktur. O halde gerçek durum ile Devletin Anayasal tanımı arasında - kısmen de olsa - bir çelişki vardır. Bunun nedenini yine Anayasamızın - aşağıda açıklanacak - bir kusurunda aramamız gerekir.

Sosyal Hukuk Devleti, kavram olarak tartışılabilir. İsabetsiz bir düşünceye göre "Hukuk Devleti" ile " Sosyal Devlet" aynı kavramda birleşemez. Çünkü karşıt yönlüdürler.

Bu düzeysel bir düşünce. Çok kerre bu kavrama farklı anlam vermekten gelen kargaşaya dayalı.

Çağımızda "Devlet" fikri değişti. Artık "Sosyal Devlet" olmaksızın, Hukuk Devlet "Hukuk Devleti" olmaksızın Sosyal Devlet düşünülemiyor.

"Sosyal Güvenlik" Sosyal Devleti somutlaştırma araçlarının başında gelir. Anayasamız (48) sosyal güvenliği "Hak" saymış ve bu hakkın gerçekleşmesini sağlayacak ortamı yaratmayı da Devlete "Ödev" olarak vermiştir. Bu ödevin yerine getirilmesinde Devletimiz başarılı değildir.

Anayasamız (53) Devletin "Sosyal ödevlerinin sınırı" adı altında bir özre yervermiş bulunuyor: "Devlet... sosyal amaçlara ulaşma ödevlerini... ancak iktisadi gelişme ile mali kaynakların yeterliliği ölçüsünde yerine getirir".

Böyle bir özre dayanılırsa, tercih başka yönlere dönecek, Türkiye'mizde sosyal güvenliğin yaygınlaşması, tamamlanması, etkinleşmesi çok uzaklara atılmış olacaktır. Kaldı ki bir yandan Devleti "Sosyal Devlet" olarak Anayasal bir tanıma bağlamak, sonra da "Kaynak Yeterliği" özrüne sığınmak, çelişki değil midir?

Bu özür sosyal güvenliğin gelişme hızını daima düşürmüştür. Dördüncü beş yıllık plan taslağında bile (sh 93), aralarında çelişkili şu cümleler yer almaktadır:

-- "Sosyal güvenlik politikasının temel hedefi kalkınmanın yüklerinin ve nimetlerinin topluma adil ve dengeli biçimde yansıması, toplumsal değişme ve gelişmenin Anayasada öngörülen sosyal devlet ve sosyal adalet ilkesine uygun olarak gerçekleştirilmesidir".

Bu tümce haklı ve isabetli bir anlam içermektedir fakat aşağıdaki ile çelişkilidir :

-- 'Toplumsal gelişme ile ekonomik büyümenin birlikte ve dengeli olarak yürütülmesini zorunlu kılan bu hedef uyarınca, Devlet sosyal güvenlik proğramlarına yeterli kaynak ayıracak ve finansman koşullarının elverdiği ölçüde taraf olarak katılacaktır.

Görüldüğü üzre dördüncü beş yıllık planda da " Anayasal özür"e yer verilmiştir.

Anayasamız açısından bir çelişkiye daha dokunmak zorundayız. Sosyal güvenliği sağlamak Devlete Anayasamızca "ödev" olarak verildiğine göre, bu ödevin yerine getirilmesini Devlet başkasına devredebilir mi? Anayasamıza göre (48) Devlet sosyal güvenlik hakkını sağlamak için "Sosyal sigortalar ve sosyal yardım teşkilatı kurmak ve kurdurmak" yoluna gidebilecektir. Aynı madde içinde görevden ve bunun başkası tarafından da yapılabileceğinden söz etmek de bir çelişkidir. En yaygın kuruluş Sosyal sigortalardır. Bu kuruluş Prim esasına dayanır. Eğer bu anlayış içinde kalırsak hiç bir zaman bütün kollarda ve en geniş sosyal güvenliğe ulaşamayız. Dördüncü beş yıllık plan taslağında (sh. 93) "Sosyal güvenliğin geliştirilmesi amacı ile işsizlik sigortası uygulamasına başlanacaktır" denilmektedir. İşsiz olanın prim ödeme imkanı ve bir iş vereni olmadığına göre bu sigorta kolunun prim usulü ile sağlanması olanağı yoktur. O halde Devlet yardımı bahis konusu olacaktır. Demek ki prim usulünden ayrılmak zorunludur.

Dördüncü beş yıllık plan taslağında "Sosyal Güvenlik politikasının temel hedefi şöylece tanımlanmıştır : " ... Sosyal Devlet ve Sosyal Adalet ilkesine uygun gelişmeyi sağlamak". Demek ki Sosyal güvenlik bir başka şeyin aracı, Sosyal Adaleti sağlamak aracı, sayılmıştır. Doğrudur. Bunu prim usulüne bağlı kalarak yapabilir miyiz? İşveren hissesini yüksek, işçi hissesini düşük tutsak da sağlayamayız.