Vakıf Hakkında
Faruk Erem
Hümanist Dergi
Sanatsal Güzellikler
Ceza Adaleti (F.Erem)
Faruk Erem'in Gazete Arşivinden
Bitimsiz Geceler- Faruk Erem
Faaliyetlerimiz
Saraylar
Hayal Gücü
Turşu
Törenler
Su Hayattır
Aşkın Çilesi
Karşılaşma

Haberler
Gezelim-Görelim
Bize Yazın
Faruk Erem'in Broşürlerinden:
CEZA ADALETİ


"MERHAMET" adalet değildir. "Merhametli hakim" makbul sayılmamalıdır. Fakat "insaflı hakim"'in adalete yaklaşabilme yeteneği çok daha fazladır. "Kanun" adalet hizmetinde sadece bir araçtır; Kanun, adalet demek değildir.

AdaIeti tümden maddi bir olay haline getirmek çabasına da rastlanmaktadır. Bu anlayışa göre adalet, çıkarların çatışması halinde, herkes tarafından kabulü uygun görülen bir hal şeklidir. 0 halde adalet bir çeşit "faydacı kavram"dır.

Bu gorüş yanlıştır. İnsan bilinci adaletin sadece bir denge sayılamıyacağını fark edebilmiştir.

Herhangi bir memlekette özgürlüğün olup olmadığı hakkında bir kanıya varmak için uygulanan kanuna bakmak da yeterli değildir, şunu sormak lazımdır: "Fikir suçları" (!) hakkında kim karar veriyor?

"Hiddete bürünmüş adalet" gerçek adalet sayılamaz, "gösteri adaleti"dir, bir tarafı noksan adalettir. Hiddetli adaletin " intikamcı adalet" halini almasından korkulur. Oysa adalet "intikam"a karşıdır.

Adalet, insan toplumunun ayrılacığıdır. Fakat bu ayrıcalık toplumdan gelmez. Fert olarak "insan haysiyeti"ne saygı, adaletin esaslarındandır, başta gelenlerindendir. "İnsan haysiyeti" fertlere göre değişen bir kavram sayılamaz, bu kavram insanlığa aittir. Toplumun nefret ettiği kimse için dahi bu haysiyet kabul olunur. Zira bunu reddetmek insanlığa karşı bir davranış olurdu. İnsan haysiyeti ölçülemez, paylara bölünemez.

Adalet "peşin hüküm" lerden uzak kalmalıdır, bunlar arasında en sakıncalı olanı "kollektif peşin hükümler" dir. Mahkeme hükmü, peşin hükmün tescili demek değildir. Araştırmak ve doğruyu bulmak gayreti sonunda verilen hüküme "mahkeme hükmü" denir.

Sokrat'ı ölüme mahkum eden 501 Atinalı "Hakim"den hiç biri bugüne kadar yaşayabilmiş değildir. "Sanık-Sokrat" hala kendini savunuyor.

Adalet aynı zamanda siyasal bir meziyettir. Başka bir deyimle siyasal kuvveti, kaba kuvvetten ayıran özelliklerin başında adil olmak gelir. "Siyasal adalet" teriminin ise birbirine zıt iki sözcükten kurulu bir devrin olduğu açıktır. Siyasete göre adalet tehlikeli bir karışımdır. Siyasal konulu adalete her toplumun siyasal geriliminin arttığı dönemlerde rastlanır. Bu gerilimden adaletin zararsız çıkabilmesi kolay değildir. Bunun için "Büyük yargıçlar"a ihtiyaç vardır.

Adalet olmazsa toplum dağılır, inancı, "Adalet mülkün temelidir" kanısı ceza usulünün devamını izah eder. Sürekli olmayan, her olayda elde edileceği kesin surette bilinmeyen adalet, yokluğuna eşittir. Adaletin bazen olmaması, toplumda hiç olmaması kanısına döner.

Herşeyin sonunda adil bir mahkemenin bulunabileceği toplumda en büyük "emniyet duygusunu" sağlar. Bu bakımdan "adalete güven" toplumu tutan bağların başında gelir. "Adaletin bulunmadığı bir ülkede herkes suçludur." (Duverger)

Oranı ne olursa olsun "yabancı unsur" ile derhal bozulan biricik kavram "adalettir" Örneğin % 90 altın, % 10 bakır tozu karışımında yine % 90 altın mevcuttur. Fakat % 1 dahi olsa yabancı unsurun müdahele ettiği şey; "adalet" değildir. Bu sebeple adalete müdahale yol ve olanakları kaldırılmalıdır. Bunun başında savcılığa dahi tam teminat vermek gelir. "Hükümet" adalet ile ilgilenemez, çünkü adalet hükümetin işi değildir.

Hukukun bütün tarifleri eksiktir. Doğrusu şudur: HUKUK iNSANLIKTIR.

Gerçek hukukçu çabası bundadır. Onu başarıya götürecek tek araç "akıl çagına yakışır olanıdır. Geri kalana inanmamalı, geri kalanı sahtedir.

"Eğer ortaçağ, derebeylerini yargılayabilse idi, ortaçag olmazdı. Eğer bizim çağımız da kendi derbeylerini yargılayabilse bizim çağımız olmaktan çıkardı" (S. Auban).

Hukukçu, hekim örneği, haksızlığı "teşhis" edebilendir. Haksızlığıb tedavisi bir başka şeydir. Haksızlığı görebilmek için haksızlığa ugrayanın şikayetini beklemek tedaviyi çok kere imkansız kılar. Belki haksızlığa uğrayanın ondan henüz haberi dahi yoktur.

Bir şeye "haklı" demek, onu böyle kabul ettirmek çabasına kapılmak demektir.Zira o şeyi haklı bulamayanlar da olacaktır. Bu yargı onları incitebilir. Bu kadar incesine düşünmek yargı tekniğinde alışılmış bir şey de olmayabilir. Bununla birlikte, kimseyi incitmeden haklı olanı başarıya götürecek hukuk düzeni niçin kurulmasın? "Zorba Hukuk" anlaşılır kavramlardan sayılmaz, kendinden maskeli hukuktan, her göründüğünde, kaçmak gerek. Adaleti, ancak mükemmel bir yargılama usulü, kusursuz bir uygulama haklı gösterebilir.

"Suç ile ceza arasındaki oransızlık halkın sempatisini suçlunun üzerine çeker" (Laski).

Hak, haktan fazla bir şey değildir. Haksızlık ise haksızlıktan çok fazla bir şeydir. Bunun sakıncalarını, yargılama görevinin ruhunu sezmiş aydın ve ümanist hukukçular giderebilir.

Hukuk gerçek görevine ihanet etmemelidir. Kandırma aracı hukuk olunca, kandırılan insanın gücü kırılır. Toplum umudunu böyle yitirir. Bundan ötesinde hınç başlar, korkulur.

Adalet, konusu bakımdan, bilmeden,hissetmeden, engizisyona kayacak durumdadır, bu suretle ortaya çıkan uygulamaya yeni bir buluş gözü ile bakıldığı da olmuştur. Oysa bu yolla "çağdaş engizisyon"a bir örnek verilmiştir. Ceza adaletinde insanlığın geçtiği yolun dönüşü yoktur.

"İnsanlık; fikirleri, içtihatları, örnek tutum ve davranışları ile temayüz eden ve bu türlü hizmetleri adaletle yürüten kişilere (hakimlere) ötedenberi ihtiyaç duymuş ve değer vermiştir" (Sunay: Yargıtay'ın 100. yıldönümü açış konuşması).

Gerçek adaletin bulunduğu yerde halkın en kötü bir Hükümete dahi tahammül ettiği görülmüştür. Devletin kuruluşunda, hükümetin işleyişinde az ya da çok kusur bulunabilir. Fakat adalet sosyal yapıyı sağlıkta tutar. Bir memlekette adalet, kudretini ve haysiyetini kaybederse "sosyal bağ" kopar. "Mülkün temeli adalettir" deyiminin bir anlamı da budur. "İnsanları insanlar cezalandırıyor" değil, "insanları adalet cezalandırır" kanısı verebilmek. Bütün mesele budur (Carrara).

Zaman zaman adliyenin aczinden bahsedilir ve "Teşkilatlı tedhiş sistem"lerine istekliler ortaya çıkar. Bu istekler adliyeyi "zabıtaya" pek yaklaştırır. Adli tedhişin öbürlerinden hiç bir farkl olmaz. Suçsuz insanlar da korkuyorsa ortada adliye yok demektir. Zira tedhiş götürü adalet fikrine dayanır. Arada haksız yere cezalandırılanlar da olsa suçu önlemek için adaletsizlik mübahtır iddiası içtenlikten yoksundur.

"Ceza adaleti kimin elinde ise iktidar ondadır" (Buch), sözü yargının neden öbür yasama ve yürütmeden ayrı, onlardan bağımsız bir kuvvet sayılması gereğini de açıklar. Ceza adaletini "ele geçirmek" için sarfedilen üstü kapalı ve teknikle örtülü çabalar, böylece teşhis edilmeli ve önlenmelidir.

Mithatpaşa Cad. No:66/6      Tel: 0312-419 38 65      Fax: 0312-222 78 43