Vakıf Hakkında
Faruk Erem
Hümanist Dergi
Doğal Yaşam ve Süsleme Sanatı
Çapraz Sorgu
Faruk Erem'in Gazete Arşivinden
Mapushane Duvarı (Şiir)
Faaliyetlerimiz
İnsan Barınakları
Kahve
Otomatizm
Mozaik
Çorba
Stres
Şiirlerle Yemen (Şiir)

Yaşam (Şiir)
Haberler
Gezelim-Görelim
Bize Yazın
Faruk Erem'in Broşürlerinden:
ÇAPRAZ SORGU


Türk toplumu yargıdan şikayetçidir. Bunun asıl sebebi memleketimizdeki yargılama usulünün eskimiş, faydasız hale gelmiş olmasıdır.

Halkımız televizyonda Amerikan ve İngiliz yargılamalarını görmekte, duruşmalarını seyretmekte ve bizde neden çapraz sorgu olmadığını sormaktadır.

Konuyu, yüzyıllarca geriye giderek, açıklayabiliriz. İnsanlık tarihinin ilk dönemlerinde "itham sistemi" vardı. Sanık suçlanır ve kendisini gereği gibi ve kolaylıkla savunurdu, suçlama olmadan dava başlamazdı. Dava yüze karşı (vicahi) herkese (topluma) açık ve karşılıklı olurdu. Suçlayan ile suçlu arasında eşitlik vardı. Görüldüğü üzere bu usul demokrasi anlayışına uygundu.

Fakat bu dönemde ortaçağ kapandı. Hakim suçlayan kişi oldu, hem suçluyor, hem araştırıyordu. Yargılama gizli ve yazılıydı. En geçerli delil "itiraf"dı. Bunu elde etmek için "işkence" denilen araca başvuruluyor, işkence "delillerin şahı" adını alıyordu. Böylece ortaçağda usul, "engizisyon" adını aldı. Bu durum oldukça uzun sürdü. Kilise bu usulün yararına inanıyordu.

Bundan sonra aydınlık çağ (rönesans) geldi. Eskiye dönüş başladı. Kara Avrupası, kanunlarını değiştirmeye yöneldi. Fakat kilise hukuku direnç gösteriyor, engizisyon kurallarını yenilenen kanunlara sokuşturuyordu. Bu arada Alman Usul Kanunları da bu etkiden kurtulamadı ve Alman Kanunu yeni anlayışta bir kanun değil, şiddeti azalmış bir engizisyon halini aldı. Biz düşünmeden Alman Usul Kanununu alarak -ne yazık ki- bu akıma katıldık.

Halbuki anglo-sakson hukuku ortaçağa karşı çıktı ve çapraz sorguya dayalı yeni usulleri benimsedi. Bu itibarla engizisyonun hiçbir izine bu uygulamada rastlanmamaktadır. İngiliz Hukukunda, eğer sanık suçsuz olduğunu ileri sürerse, tanık olarak yeminle dinlenir, çapraz sorguya (Cross-Examination) tabi olur. Duruşmadan evvel tanıkların ve kanıtların listesi savcıya ve avukata bildirilir. Her iki görevli tanıklara ve diğerlerine soracakları soruları evvelden hazırlamak olanağına sahip olurlar. Böylece herkese açık celse- de gerçekler ortaya dökülmüş olacaktır. Kırıcı, dava dışı sorulara, karşı tarafın karşı çıkması halinde sorunun sorulması konusunda hakimin olumlu veya olumsuz bir karar vermesi mümkün olabilecektir.

Anglo-Amerikan sistemi hakkmda biraz daha bilgi sunabiliriz: Commen Lowe sistemi içinde on iki üyeli jüri hem ceza hem hukuk işlerinde yetkilidir. Uzun bir listeden on iki üye seçilir. Avukatların ve savcının jüri üyelerini red hakkı vardır. Ceza işlerinde savcı ve avukat soruları ile davayı jüri önünde açıklığa kavuştururlar. Amaç sanığın suçlu olup olmadığı, suçlu ise nedensellik bağının bulunup bulunmadığı konusunda jüriyi karar verecek hale getirmektir. Eğer jüri oy, birliği ile karar vermezse olay yeni bir jüri önünde tekrar tartışılır. Jüriye olumlu veya olumsuz etkili olabilecek her hangi bir yayın yasaktır. Böyle bir yayın "mahkemeye hakaret" sayılır. Avukatlar celsede gerçek ve açık olan hususların saptanmasını, tutanağa geçirilmesini isteyebilirler. Hakim avukatlardan gerekli gördüğü delillerini getirmelerini isteyebilir, faydasız istekleri reddeder. Jüri karar için çekilir, dışarı ile temas edilemez. Karar çok kısa olur. Sanık "suçlu" dur veya "suçsuz"dur. Hakim buna göre son kararını verir.

Bu kısa gözlem memleketimizde şikayetlerin kaynağının ne olduğunu gösterebilir.

Halkımız, televizyonda bir şeye daha dikkat etmektedir. Amerikan avukatı, duruşma salonunda hareket edebilmekte, sorguya çektiği sanığın, tanıkların, bilirkişilerin önüne kadar gelebilmekte, hatta jüriye hitap edebilmektedir. Türk Adliyesinde ise avukat önüne konulan masaya, adeta çivilenmiş gibidir, hareket olanağı yoktur. Aradaki bu farkın da geleneksel bir nedeni vardır:

Baro (Barreau) kelimesi onüçüncü yüzyılda doğdu, bu kelime "Barre" (Barra) kökeninden gelir. Avukatlar o dönemden evvel hareket edebiliyorlar, hatta hakimin önüne kadar gelip davalarını anlatabiliyorlardı. Bu derece yaklaşabilme hakime hakaret sayıldı. Uyarılan avukatlar emri dinlemediler, yine hakimin önüne gelebiliyorlardı. Nihayet avukatların önüne bir parmaklık (Barre) konuldu. Bir süre sonra parmaklık arkasından konuşma usuliüne Barolar karşı çıktılar, parmaklık kaldırıldı. Avukatların önüne bir masa kondu. Avukatlar masanın sınırını aşamadılar. Böylece parmaklık usulunün koyduğu gelenek sürdürülmüş oldu. Parmaklık anlamma gelen Baro kelimesi de sürüp gitti. Türk Adliyesinde de avukatlar dışarıdan alınan usullere göre aynı hareketsizliğe düşürüldüler. Halbuki Amerikan avukatları, ne parmaklığa, ne de geleneğe bağlı olmadılar. Aradaki fark bundan doğdu.

Bu açıdan kusurlu bir kanun olan Alman Usul Kanunu bile bazı hükümleri geniş yorumlanarak az çok çapraz sorguya olanak sağlamıştır. Alman Kanunu (m.239) tam bir çapraz sorgu benimsemiş değildir. Savcı tarafından isimleri bildirilmiş tanıkların savcı, sanık tarafından gösterilen tanıkların avukat tarafından sorguya çekilmesi hak olarak tanınmıştır. Fakat bunun için tarafların "birbirine uygun" talepte bulunmaları gerekir. Alman Kanunundan alınan Ceza Usulü Kanunumuz için de bu olanaktan faydalanılmak mümkün ise de üzülerek söylemek durumundayız ki bu istek uygulamada başarılamadı. Ne savcı, ne sanık müdafii sanığı, tanıkları, bilirkişiyi sorguya çekememekte, sorulanları Yargıca "arzetmekte", eğer hakim (veya başkan) uygun görürse soru sorulabilmektedir.

Bu nedenle Usul Yasamız ya tümden değiştirilmelidir veya şu hükmün yürürlükteki yasaya eklenmesi isabetli olacaktır.

"Duruşmada sanığı, müdahili, tanıkları ve bilirkişiyi savcı ve sanık müdafii kendileri sorguya çekerler. Eğer taraflar gereksiz bir soru yöneltirlerse hakim bunu önler. Hakim isterse duruşma sonunda kendi sorusunu sorabilir".

Bu anlamda bir değişiklikle usulümüz -biraz olsun Anglo-Amerikan sistemine yaklaşacaktır.

Suçlarna (itham) Memleketimizde bazı ayncalıklar kazanmış, hatta savcı duruşmada hakimler kurulu ile aynı seviyede tutulmuş, kürsüde yer almıştır. Sanığın müdafiine kürsünün aşağısında bir yer "miünasip" görülmüştür. Halbuki suçlarna ve savunma eşit haklara sahip olmalı, "eşit silahla" çarpışmalıdır. Bu itibnarla sanık savunucusu (müdafii) dahi ya kürsüde yer almalı, yahut savcı avukata eşit olarak yerde sanık savunucusunun karşısında yer almalıdır.

Kuşkusuz iyi bir usul uygulaması bununla da sağlanmış olmayacaktır. Sanığın duruşmadan evvel sorgulamasında, avukat yanında bulunabilmeli, avukatı olmayana mahkeme kendiliğinden müdafii tayin edebilmeli, müdafii davanın her hal ve safhasında hazır bulunabilmeli, hazırlık soruşturması avukattan gizli tutulmamalıdır. Soruşturma makamlarının aldığı kararlara ve yaptıklan işlemlere her zaman müdafii tarafından "itiraz" olunabilmeli ve usulsüz her davranış daha zararlı olmadan durdurulabilmelidir.

Mithatpaşa Cad. No:66/6      Tel: 0312-419 38 65      Fax: 0312-222 78 43