Vakıf Hakkında
Faruk Erem
Hümanist Dergi
Coğrafi Konum

Anayasa Mahkemesinin Yüce Divan Olarak İncelenmesi

Mızrap Çocuk

Bolivya

Yeni Şeyler Öğrenmek

Faaliyetlerimiz

İnka Uygarlığı

Yaşamak

Acımak Duygusu

Titicaca Gölü

Tunceli

Hardallı Ispanak Salatası

Ön Kapak İçi

Arka Kapak

Arka Kapak


Haberler
Gezelim Tanıyalım
Bize Yazın
Mithatpaşa Cad. No:66/6      Tel: 0312-419 38 65      Fax: 0312-222 78 43
     LONDRA, (THA)- James Price adlı bir şahıs, altı yaşındaki çocuğunu öldürmek suçundan yargılandığı mahkemede beraat etmiştir. Price, geçtiğimiz ay, altı yaşında hemen hemen bitkisel hayat yaşayarak, üç, yada dört aylık bir bebeğinkine eşit zekadaki oğlunu, İngiltere'nin kuzeyinde bir nehre atarak boğmuş, olaydan hemen sonra karakola giderek teslim olmuştur. Yargıç Edward James, İngiltere tarihinde görülmemiş bir karar vererek, Price'in beraatine, ancak bir yıl süre ile göz hapsinde bulundurulmasına karar vermiştir. Duruşma boyunca tanıklık eden doktorlar da çocuğun geri zekalı ve hemen hemen bitkisel hayat yaşayan bir yaratık olduğunu belirtmişlerdir' .

Bu karar haklı mıdır? Konu, ötanazi diye isimlendirilen bir tartışmayla ilgilidir. "Eutansia" deyimini dar ve geniş anlamda benimsemek mümkündür. Acıma duygusu ile (iyileşmesi imkansız hastanın acısına son vermek için) öldürülmesi dar anlayıştır. Daha iyi bir ırk elde etmek için (ırk teorisinin uygulanması) öldürmek gibi, kısacası öldürmeği saika göre değerlendirmek şeklinde geniş anlayışlara da rastlanır. Fakat genellikle Eustansia acıma duygusu ile öldürmek anlamında kullanılmaktadır.

a) Akıl veya beden malullerinin öldürülmesi: Nesli korumak düşüncesi ile öldürmenin meşru olup olmadığı tartışılmıştır. Irk sağlığı düşüncesi ve neslin dejenere olmamasını sağlamak nedeni ile işlenen bu fiillerin hukuki açıdan incelenmesi gereklidir. Toplum çıkarlarına uyması imkansız kişileri (ihtiyarları sakatlar, iyileşmesi imkansız akıl hastaları gibi), toplumun parazitleri kabul etmek düşüncesi zaman zaman taraftar bulabilmiştir.

Nazi hukukunun bu işlemi de ötanasi saydığı ve "Euthanasieprogramm" adı altında 1939-1941 yılları arasında yaklaşık olarak 70.000 akıl malülünun öldürüldüğü bilinmektedir.( 1)

b) Doğa kurallarında sapma: "Garip yaratıklar"ın öldürülmesi "acıma duygusu ile öldürme" sayılacak mıdır? İnsandan doğmuş olmakla beraber insana benzemeyen garibelerin öldürülmesinde, acıma duygusu ile öldürme halinin objektif koşulları (hastanın dayanılmaz acı çekmekte olması, ölümün yakın ve kesin oluşu) mevcut değildir. Bununla beraber böylesine bir yaratığın yaşaması halinde karşılaşacağı durumlar bir acıma duygusu meydana getirmiş olabilir.(2) Eğer saik karşılaştırması ile sonuca varılacak ise "şeref kurtarma saiki ile" yeni doğmuş çocuğunu öldüren ana ile hayatı boyunca hor görüleceğini düşünen ve bu saikle öldürülen garip yaratıkların ana babasına evlat katilliği cezasını vermekte tutarsızlık yok mudur? Normal ve sağlıklı doğmuş yavrusunu, "şeref kurtarma saiki (!) ile fakat neticede ondan kurtulmak için öldüren ana ile garip bir yaratık doğuran, onun karşısında üzülen ve bu sebeple onu öldüren ana arasındaki fark sonuncunun lehine olmak gerekirdi.

c) Dar anlamda Autansia: Acıma duygusu ile öldürmeği, öldürülen kişideki "fizik acılar"a hasredenler olduğu gibi maddi olmayan acıların da yeterli olduğunu kabul edenler vardır.

Kesin olarak öldürücü ve iyileşmesi imkansız hastalıklar için öldürmenin meşru olabileceğini düşünenler çoğunluktadır. Sürekli ve ağır bir maluliyet ile sonuçlanacak hastalıklar için de öldürmeği haklı bulan düşüncelere rastlanmıştır. (3) Acıma duygusu ile öldürmek halinin kanuni tipini (tipikliğini) saptamak kolay değildir. Zira konu keyfiliğe kolayca dönüşebilmektedir. "'Acıma duygusu ile öldürme" halinin kabulü için öldürülenin bunu ısrarla istemiş olması lüzumunu ileri sürenler olduğu gibi sadece rızanın mevcut olmasını, hatta "rıza karinesi"ni (mefruz rızayı) yeterli sayanlar da vardır.( 4) Gerçekten bazı hallerde, öldürülen kişinin rızasını bildirmek olanağı yoktur, hilkat garibesi yaratıklar, feci acı çekeri akıl malülleri gibi. (5)

Öldürülenin isteği veya rızası ile öldürülmesi halinde fiilin "meşru öldürme" sayılıp sayılamayacağı doktrinde tartışmalıdır. (6).

Bir anlayışa göre kendi kendini öldürme (intihar) konusunda kanunun kabul ettiği cezasızlık üçüncü kişilere uyarlanamaz. Kaldı Ki bir insanın bir başka insan tarafından öldürülmesi ahlaka da aykırıdır. Bu konuda rıza geçerli sayılamaz.

Bır kimsenin kendini öldürmek için üçüncü bir kişiye başvurması, onun kendisinin bu işi yapmağa gücü olmadığını gösterir. Kendisinin öldürülmesine razı olan kimsenin akli melekelerinin bozulmuş olması ve bu yüzden rızaya ehil olmaması da mümkündür. Kendini koruma iç güdüsüne aykırı düşen rıza, ruhsal bir dengesizliği gösterir.

Diğer bir anlayışa göre intihar suç olmadığından ona yardım da cezalandırılmamalıdır. Bu anlayış içinde acıma duygusu ile öldürmek durumu, intihara yardımdan pek farklı sayılamaz:
Cezasızlığın sebebi bu olmak gerekir. İntihar edene zefiri sağlayan ve içmesine yardım eden ile hastalığı nedeniyle bir süre sonra öleceği kesinlikle bilinene uyuşturucunun dozunu arttırarak veren arasında ne fark vardır? Bir kimse kendisini öldürmek için başkasının yardımını isterse yardım eden fail değil, sadece kendini öldürmek isteyenin intihar aracıdır.

Bazı kanunlar (Norveç, Polonya Ceza Kanunları gibi) acıma duygusunu adam öldürme suçunun, kanuni - özel tahfif sebebi saymışlardır. Norveç kanununa göre (235) "fail acıma duygusu ıle ümitsiz bir hastanın hayatına son vermiş veya bu fiile katılmış ise "kasten adam öldürme suçunun cezası indirilebilir" İsviçre Ceza Kanununa göre (m. 113) "bir şahsı, ciddi ve ısrarlı talebi üzerine öldüren kimse hapis cezası ile cezalandırılır". Bu hüküm ile İsviçre Ceza Kanunu, cezaya asgari sınır koymamak suretiyle hakime bu olaylarda geniş bir takdir hakkı tanımıştır. Bu madde hükmü öldürülenin sadece razı olduğu hallere uygulanamamaktadır. İsviçre Kanunu isteğin öldürülenden gelmesini şart koşar. Yeni İtalyan Kanunu (m. 379) ise "mağdurun rızası ile katil"den bahsetmektedir. Fakat İtalyan kanununa göre, eğer öldürülen on sekiz yaşından küçük ise, akıl malülü veya alkol veya uyuşturucu maddelerin etkisi altında bulunuyorsa, rıza, fail tarafından cebir, tehdit veya hile ile elde edilmiş ise bu hüküm uygulanamaz.

Ümanist doktrin açısından sonuç: "Acı"da insan hiç dayanışması bir "vakıa" olarak mevcuttur. İyileşmesi imkansız bir hastalığa tutulan bir kimse topluma yük olur. Bu yüke katlanmak insan topluluğunun özelliğidir. Eğer topluma yük olup olmamak ölçü ise, sıhhatli, fakat yaşlı kimseleri de öldürmek gerekecektir. Bunun tek sonucu uygar insan toplumunun vahşete dönüşümüdür. Bu sebeple "ırk sağlığı" konusunu öldürmekle çözmek programı örtülü barbarlıktır. Irk sağlığı kavramının yüceliğinden faydalanmak yolunda devlete öldürmek hakkının tanınması, insanlığı geriye itme çabasıdır, faydasızdır. "İnsanlık determinizrni" geçici saptırmaları daima kenara itebilmiştir. Bugün topluma verimli, güçlü olanın yarın hastalıklı olması muhtemel yaşlı olacağı ise kesindir. Topluma yük olmamak ölçü tutulursa ve bu düşünce siyası bir sistem haline gelirse bugünün güçlüsüne karanlık gözüken yarın topluma fayda sağlamaz.

Bazı hastalıklarda, duyulan acı insanın dayanabileceği sının aşar. Bu doğrudur. Hekim ağrı dindiren ilacın dozunu arttırarak rahat ve sakin bir ölümü sağlamakla neden görevli olmasın? Belli bir döneme varınca artık hastanın hayatını uzatmak mümkün değildir. Sonuç kesin olarak gözükmektedir. Bu durumdaki hasta için geçen zaman yaşamak da sayılmaz. Sonucu öne alanın tek amacı, acı çektirmemektir. Buna öldürmek denmez. Hastayı öldüren hastalığıdır. Hayattan ölüme geçiş kolaylaştırılmıştır, Fakat bütün bu düşüncelere insanca diyebilir miyiz? 

"Ölüm karşısında eşitlik hakkı" tüm insanlıkça benimsenmelidir. Böyle olunca öldürmek, insanca görevden kaçmaktır. Öldürüvermekle "kurtardım" diyebilmek, gerçekten kurtarmak çabasını anlamsız ve gereksiz kılar. "insanın inşana borcu". Bu kuraldır. Bugün için iyileşmesi imkansız bir hastayı öldürmek, insanlığın gelecek başarılarını inkar etmekle eş anlamlıdır.
Bu düşüncelere rağmen TCK. açısından acıma duygusu ile öldürmelerde "adiyen katil" hükmünün (TCK. 448) ve gerekiyorsa şiddet sebepli katil hükmünün (kanserden ölmek üzere bulunan çocuğunu daha fazla acı çekmemesi için öldüren babanın durumu gibi) uygulanması gerekecektir. Böyle hallerde sadece cezayı azaltıcı takdire bağlı sebeplerin (TCK. 59) uygulanması ile yetinmek yeterli görülememektedir. Eğer acımaya, öldürmekte de değer veriyorsak, insanın yakınlarına daha fazla acıyacağı gerçeğini görmezlikten gelemeyiz. Böyle olunca, acıma durgusu ile öldürmelerde maktul ile fail arasındaki akrabalıktan gelen ilişkilerin şiddet sebebi sayılması çelişki olacaktır.