Vakıf Hakkında
Faruk Erem
Hümanist Dergi
Coğrafi Konum

Anayasa Mahkemesinin Yüce Divan Olarak İncelenmesi

Mızrap Çocuk

Bolivya

Yeni Şeyler Öğrenmek

Faaliyetlerimiz

İnka Uygarlığı

Yaşamak

Acımak Duygusu

Titicaca Gölü

Tunceli

Hardallı Ispanak Salatası

Ön Kapak İçi

Arka Kapak

Arka Kapak


Haberler
Gezelim Tanıyalım
Bize Yazın
Mithatpaşa Cad. No:66/6      Tel: 0312-419 38 65      Fax: 0312-222 78 43
 M
           emleketimizde irtica mevcut mudur, değil midir?  Bu soru zıt anlayışta olanlar arasında sürüp giden bir çatışmadır. Yargıtay Birinci Ceza Dairesinin bir kararını aynen naklediyoruz:

"Nikahsız karısından doğan Mızrap adındaki çocuğunu kurban etmek maksadile boğazından keserek taammüden öldürmekten sanık M.K.nın bozma üzerine yapılan duruşması sonunda: Suçunun sübutuna ve sanığın bir hadiseyi atlatırsa çocuğunu Allah yoluna kurban edeceği şeklindeki inancı ile işbu suçu işlediği anlaşıldığından bu hususun sanık lehine takdiri azaltıcı sebep olarak kabulüne mebni TCK. nın 450/4, 59, 31, 33 üncü maddeleri uyarınca müebbeden ağır hapsine ve sürekli olarak kamu hizmetlerinden yasaklanmasına ve cezası süresince kanuni kısıtlılık halinde bulundurulmasına dair Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 24.9.1964 günlü hüküm resen temyize tabi olduğundan dava evrakı C. Başsavcılığı Yüksek Makamından tebliğname ile Yargıtay Birinci Ceza Dairesine gönderilmekle okunup iş anlaşıldıktan sonra gereği konuşuldu ve aşağıdaki karar tesbit edildi:

Toplanan deliller karar yerinde incelenip sanığın suçunun sübutu kabul, olay niteliğine ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülememiş ve bozma gereği de yerine getirilmiş olduğundan resen temyize tabi bulunan hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi (onanmasına) 27.10.1964 gününde oybirliği ile karar verildi".

Yukardaki karara konu teşkil eden hadisede öldürülen Mızrap çocuk üç aylıktır. Sanığın, akli durumundan şüphe edilmiş, Adli Tıp müessesesinde müşahede altına alınmış, hiçbir şekilde aklen malül olmadığı anlaşılmıştır. O halde "deli" olmayan bir "insan" (!) Atatürk'ün Türkiyesinde çocuğunu Allaha kurban ederse, bunun anlamı nedir?

İrticaın siyaset aracı olarak kullanılmasında ne kadar ağır bir sorumluluğun bulunduğunu bu karar kadar hiçbir şey gösteremez. Böylesine sorumluluğu, bir "dünya nimeti" (!) için yüklenebilmek cesaretinin gerçek müslümanda bulunması imkansızdır.

Diğer açıdan, irticaın mevcudiyetinden bahsedilince bunun altında "dinin ilgası" isteğinin gizlenmekte olduğu yolundaki mümince alınganlığın da isabetsiz olduğunu kabul etmek lazımdır. Karşı anlayışta olanların bu hassasiyeti irtica ile mücadele lüzumunu duyanların cesaretini kırmakta, onlarda ürkeklik, tereddütler doğurmaktadır. Hatta resmi tutumun aynı yoğunlukta devam edememesinin sebebi, belki de, gerçek din duygusunu rencide etmek endişesidir.

Fakat "Mızrap çocuk" konusundaki sosyal felaketin ve binlerce, çeşit, çeşit faciaların önüne nasıl geçeceğiz? Bu konuda "gerçek müslüman"ların anlaşmamasına asla imkan yoktur.