Vakıf Hakkında
Faruk Erem
Hümanist Dergi
Kültürel Mozaik

Yargıda Görevlilerin Giysisi

Suçlu Kim

Lübnan

Dans

Faaliyetlerimiz

Kutu Kutu

Hayal ve Başarı

Mevlana

Ceza Hukukunda Mağdur

Gürcistan

Elmalı Turta

Ön Kapak İçi

Arka Kapak İçi

Arka Kapak


Haberler
Gezelim Tanıyalım
Bize Yazın
Resmî kılık (cübbe kavramı):

Hâkim, savcı, avukat belli bir giysi içinde görev yaparlar. Giysi görevin gerektirdiği vakarı somutlaştırır. Giysi ortaçağın meslek loncasına mensup olmanın işareti gibi bir şey sayılmamalıdır. Giyside "meslek ahlâkı" na bağlılık taahhüdünden gayrı eşitliği kabul anlamı da vardır. Çünkü eşitlik, meslek dışı değerlerin fark yaratamayacağı iddiasını taşır. Hâkim, savcı, avukat cübbelerinin ortak rengi siyahtır.

Eşitlik, tek biçimliliği de gerektirir. Tek biçimlilik kavramı "adlî usuller"de de kendini gösterir. Duruşmada hâkimlerin, savcıların, avukatların davranışları, sözleri yazıları belli bir ölçü kazanmıştır. Alışılmamış sözler, yazılar "iddialı davranışlar" meslek vakarına uygun değildir. (1)

Fransa'da yeni Avukatlık Kanunu Mecliste görüşülürken "cübbe"nin çağını doldurduğu, terk edilmesi gerektiği önerildi. Bir milletvekili avukat, Paris Barosunun ünlü başkanlarından Carpentiers ile ilgili şu anısını belirtti : "Bir gün vestiyerden cübbemi alıp giydim, koşarak duruşmaya yetişmek istiyordum. Vakarlı yürüyüşü, bembeyaz sakalı ile Başkan Carpantiers'e rastladım. Kendisi aynı zamanda 1914 dünya harbinin kahramanlarındandı. Kenara çekilip hürmetle eğildim. Durdu "hayır, dostum dedi. Böyle davranmayınız, üstünüzde cübbeniz var". Fransız parlementosu cübbenin muhafazasına karar verdi.(2)

Resmî kılık kavramının dayanağı :
Cübbenin anlamı şudur :
a) Görev tekeli : Resmî kılık Adalet görevinin simgesidir.

b) Görev ayrılığı : Adalet huzurunda "görev karışıklığı" sakıncalıdır. İtham makamı ile savunma makamının ve karar makamının ayrı olduğu açıkca görünür olmalıdır. Üç kılık ayrılığının bundan gayrı nedeni yoktur.

Giysiler, her üç makamın, kanunlara ve meslek kurallarına bağlılık içinde görevli tutulduklarının âlâmetidir. Bu itibarla avukatlık cübbesinin ardındaki anlam tüm meslek törelerine bağlılık ve bunun sonucu olan sorumluluktur.

Bununla beraber bazı memleketlerde (örneğin bk. Belçika Mahkemeler Kuruluş K. m. 439) Yargıtay ve Danıştay'da avukatlık yapabilmek ayrı hükümlere bağlanmış, yüksek mahkemelerde avukatlık yapabilmek için bazı koşullar öngörülmüştür.

Paris Barosu avukatları, herminden bir omuzluğu (Omuzdan sarkan genişçe bir atkı) merasimlerde ve ceza dâvalarında cübbelerinin üstünde taşımaktadırlar. Fakat bu atkı üzerinde herhangi bir farklılık işareti (mesalâ hukuk doktorluğu işareti) bulunamaz. Savunurken herkes eşittir.

"Resmî kılık", avukatın diğer görevlilere nazaran düşük dereceli olduğunu göstermek anlamına gelmez Örneğin avukat, hâkime kıyasla, bir "ast" değildir. Cübbenin bir madünluk âlâmeti sayılması doğru olmaz. Aksi takdirde "bağımsızlık" kuralını koyan bir kanunun (AK. 1), "avukatlık kılığı"nı zorunlu kılması (A.K. 94) çelişmeli olurdu.

c) Bağımsızlık : Konu avukatın kendi davasında cübbe giyip giyemiyeceği sorusuna ilişkin olunca tereddüt etmemek mümkün değildir.

Hukuk dâvasında avukatın tek başına âsaleten, başkaları adına vekâleten aynı davada bulunması mümkündür. Genellikle hukuk dâvasında cübbe giyilmesi sakıncalı görülmemektedir.
Mithatpaşa Cad. No:66/6      Tel: 0312-419 38 65      Fax: 0312-222 78 43
Avukatın ceza dâvasında şahsen müdahil dâvacı veya şahsî dâva açtığı hallerde şahsî dâvacı veya aynı ceza davasında kendisinin sanık, diğer bir sanığın da müdafii olması hallerine rastlanmaktadır. Genellikle ceza davalarında, bu gibi hallerde cübbe giyilmesinin uygun düşmeyeceği ileri sürülmektedir.

Adaletin görevinin başta gelen niteliği tarafsızlıktır. Fakat avukatın böyle olması yetmez, tarafsız kabul edilmesi de gereklidir. Aynı dâvada taraf sıfatı da olan avukatın bu nitelikte görünmemesi mümkündür.

Savcı reddedilemez, hasım taraf da avukatı reddedemez. Fakat görev sebebi ile taraf olmakla şahsen taraf olmak aynı değildir. Bu itibarla "usul münasebeti" diye anılan teori, dâvada taraf değil, "dâvanın görevli süjeleri" deyiminin kullanılmasını haklı bulur.

Avukatın ceza dâvasında şahsen müdahil dâvacı veya şahsî dâva açtığı hallerde şahsî dâvacı veya aynı ceza davasında kendisinin sanık, diğer bir sanığın da müdafii olması hallerine rastlanmaktadır. Genellikle ceza davalarında, bu gibi hallerde cübbe giyilmesinin uygun düşmeyeceği ileri sürülmektedir.

Adaletin görevinin başta gelen niteliği tarafsızlıktır. Fakat avukatın böyle olması yetmez, tarafsız kabul edilmesi de gereklidir. Aynı dâvada taraf sıfatı da olan avukatın bu nitelikte görünmemesi mümkündür.

Savcı reddedilemez, hasım taraf da avukatı reddedemez. Fakat görev sebebi ile taraf olmakla şahsen taraf olmak aynı değildir. Bu itibarla "usul münasebeti" diye anılan teori, dâvada taraf değil, "dâvanın görevli süjeleri" deyiminin kullanılmasını haklı bulur.

Bu konunun "avukatın bağımsızlığı" ile de ilgisi vardır. Kendisinin de sanık olduğu bir dâvada avukatın bağımsızlık içinde kalamayacağından kuşku duyulabilir. Esasında kendisinin de sanık olduğu bir dâvada avukat vekâlet almamalıdır. Avukatlık meslek kuralları buna manidir. Karma durumlarda meslek onurunu tercih etmek cübbe giymemek doğru olur. Böyle düşününce hukuk ve ceza davası arasında da fark görülmemektedir.

Bu konuda şu karar ilginçtir : "Dosyada mevcut Barolar Birliğinin 21 Haziran 1971 tarih ve 1787 sayılı cevabi yazılarında (Aynı davada hem sanık hem de müda?i olan avukatın resmî kılık taşıyıp taşıyamayacağına ilişkin bağlayıcı meslekî bir gelenek bulunmamakla beraber mesleğin niteliği bu durumda cübbe giyilmemesini gerektirir. Nitekim 1136 sayılı Yasanın 182 ncı maddesi uyarınca Birlikce hazırlanmakta olan Yönetmeliğe bu yolda bir hüküm konulması düşünülmektedir.) denilmekte olmasına ve bir avukatın her şeyden evvel kendi örgütünün görüş ve statüsüne uyması da en tabiî ve bedihî bir keyfiyet olması ve Barolar Birliğinin mezkur görüşü mahkemece de musip görülmekte bulunmasına mebni davamızda sanık ve avukat olarak bulunan A. nın duruşmada bu sıfatla bulunduğu sıralarda cübbe giymemesine ve yukarıda zikri geçen görüş dairesinde davayı takip edebilmesine" karar verilmiştir (İzmir Toplu Basın Mahkemesi 25.8,1970, 1970/4).

Bu suretle, bir avukatın kendisinin de sanık olduğu bir davada müdafiilik kabul edebileceği, fakat müdafiilik görevini yaparken cübbe giyemiyeceği kabul edilmiştir. Her halde böyle bir durum, uygulama da meslek açısından mutlu sonuç vermez. Vekâlet almamak gereklidir. "Avukatın bağımsızlığı" hakkındaki meslek kuralı (m.2) bunu zorunlu kılmaktadır.

ç) Zorunluluk : Ceza davalarında müdafiin, "avukat" olması zorunluluğu haklı mıdır? Bir sanığın avukattan gayrı bir kimse ile kendisini savunduramamasının "mutlak savunma hürriyeti" ne aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Zira bu suretle kanun, müdafii belli bir meslek çevresinden seçme zorunluluğu koymakla bu hürriyeti bir açıdan sınırlamış olmaktadır. Müdafiin serbestçe seçilebilmesi usulü Fransız ihtilâli sırasında denenmiştir, 1890 tarihli bir kanun şu hükmü koymuştu : "Kanun adamları ne baro, ne meslek teşekkülü kuramazlar. Görevleri sırasında özel bir giysi taşıyamazlar". Bu uygulama feci sonuçlar verdi.
Eğer müdafii meslekten değilse yargılama aksar, sanığın maddî savunması dışında teknik savunma yapılamamış, mahkeme aydınlatılmamış olur. Hem adaletin, hem sanığın menfaati "savunma tekeli" sistemini doğurmuştur.

Hakkı olmadan sadece cübbe giymek dahi suçtur. Cübbe giymek suretiyle meslekî bir faaliyette bulunulmuş ise eeza arttırılır. (TCK. 253).


(1) Rolland, M. la justice pour quoi faire, Paris 1970, s.140
(2) Blanc, s.41