Vakıf Hakkında
Faruk Erem
Hümanist Dergi
Sanat

Savunma Hakkı

Samsun

Faaliyetlerimiz

İkiz Kardeşler

Mısır Sanatı

Kütüphaneler

Yaşlara Göre Suçluların Tasnifi

Lotus Çiçeği

Eller

Sağlık Köşesi

Zeytinyağlı Enginar

Ön Kapak İçi

Arka Kapak İçi

Arka Kapak


Haberler
Gezelim Tanıyalım
Bize Yazın
Mithatpaşa Cad. No:66/6      Tel: 0312-419 38 65      Fax: 0312-222 78 43
Yaş ve suçluluk:


         aş, insanların hayatında fizyolojik bir anlam ifade eder. Fakat yaşın belirli bir "Psikolojik şahsiyeti de ifade ettiği açıktır. Psikolojik şahsiyet ile suçluluk arasındaki ilişki evvelce incelenmişti, "insan doğumundan ölümüne dek belirli dönemler içinde gelişir, duraklar ve çöker. Çocukluk, gençlik (ergenlik), olgunluk, yaşlılık olarak bilinen bu dönemler birbirinden kesin sınırlarla ayrılmamıştır. Bir evre kendisinden öncekinin etkisi altında oluşur ve bir sonrakini etkiler. Çocukluk ergenliği ergenlik erişkinliği yaratır. Bu dönemlerin birinden diğerine geçiş sadece bireyin bedensel durumuyla ilgili olmayıp, ruhsal, toplumsal, ekonomik, kültürel etkenlerin rol oynadığı bir oluşum ve gelişimdir. Her dönem kendi kendine özgü belirli bedensel, ruhsal ve toplumsal özellikler taşır". Bu bakımdan "her yaşın kendine göre suçluluğu vardır" sözünde gerçek payı mevcuttur. Dr Greeff'e göre:

Onaltı ile yirmi yaş arasında olan suçlularda en fazla rastlanan suç "adi hırsızlık"dır. Yirmi yaşından otuz yaşına kadar bu çeşit suçlar süratle azalır. Eğer otuzbeş yaşında bir suçlunun basit bir hırsızlık suçu meydana çıkarsa o kimsenin, suçu meydana çıkıncaya kadar adâletin elinden kurtulmuş bir kimse olduğuna inanmak veya mensup olduğu "Yaş gurubu"ndan ayrılmasını anormal bazı unsurlarla izah etmek belki de daha doğru olur. Çünkü otuzbeş yaşından sonra bir kimsenin hırsızlığa başlaması hemen hemen imkânsız sayılabilir. Fakat bu sahada şüphesiz kesin kurallar konulamaz. Nitekim daha on yaşına gelmeden "Hırsızlık çağı"nı atlatmış çocuklar bile mevcuttur.

Otuzbeş ile kırk yaş arasındaki suçlularda "ihtiras suçları" âzamiye varır. Eğer "İhtiras suçlusu" bu yaş gurubundan ayrılmış ise -yukarıda olduğu gibi bu halde de bir başka etkenden (anormal bir unsurdan) şüphe etmek doğru olur.

Belirli bir yaştan sonra pekçok kimsede "Çocukluğa dönüş" hali gözlenir. Bu durum dürüst bir hayat sürmüş bazı yaşlı suçluların işledikleri "Cinsi suçları" açıklar.

Yaş ve intihar:

Yazarların çoğu intiharın otuz yaşına kadar artarak yükseldiği fikrindedir. Bu yaştan sonra intihar vak'aları azalmağa devam eder. Fakat ihtiyarlıkta da intihar az değildir.

Massaratti intihar edenlerin büyük kısmının onbeş ile yirmi yaş arasında olduğunu söyler. Bu devre erkek için özellikle "Bulüğ çağı" devresidir. Bu devrede organizma ve sinir sistemi durulmamıştır ve çok zayıf bir haldedir. Bu sebeple şahsın darbelere karşı dayanıklılığı da azdır. Diğer taraftan bu devrede fert, psikolojik bakımdan yeterli derecede tecrübeli de değildir. Bundan başka bulüğ çağı bir "Melânkoli" devresi doğurur. Bu sebeple intihar fikri uygun zemin bulabilir. Bulüğ çağının fiziki ve ruhi gelişim üzerinde yaptığı şiddetli etki kendisinde irsi kabiliyet bulunan kimseleri kolaylıkla intihar fikrine hazırlayabilir.

İhtiyarlık hali:

Küçüklük hali gibi, ihtiyarlık hâlinin de "ceza ehliyeti" ne etkili bir sebep sayılması lâzım gelip gelmediği hususunda doktrinde şu fikirler hâkimdir: İhtiyarlık hâlinde, insan daha tecrübeli ve ihtiraslara karşı daha sâkindir. Bu sebeple ihtiyarlığın ceza ehliyetini azaltıcı bir sebep sayılması doğru değildir. Suçluda ihtiyarlık ahlâki ve fikri sahada bir çöküntü yaratmışsa, böyle bir hal - eğer şartları mevcut ise - "Akıl malüliyeti" ne ait hükümlere dahil olur. Diğer bazı yazarlar ihtiyarlığın ceza ehliyetine etkili bir sebep sayılması lâzım geldiğini kabul etmemekle beraber bazı cezaların yaşlı kimselere uygulanmasını genel vicdanın iyi görmemesi ve ihtiyarlıktan doğan bedeni çöküntünün ağır cezayı azaltıcı bir sebep sayılmasını teklif eder.

Bazı yazarlar ise gerçek bir "Akıl malüliyeti" sayılacak derecede bir akli ve bedeni güçsüzlük meydana getirdiği haller haricinde de ihtiyarlığın ceza hukukunda gözönüne alınması taraftarıdır. Bu yazarlara göre ihtiyarlık bazı "Yasaklayıcı" fonksiyonlarında bir zayıflama meydana getirir ve bazı suçların (cinsi suçlar gibi) daha fazla işlenmiş olması da bunu ifade eder. Fiziki durumları dolayısıyla da ihtiyarlar toplum için daha az "Tehlikeli"dirler. "Suçlunun şahsiyeti"nin takdiri, gerek suç işleme kâbiliyeti, gerek tehlikelilik hali bakımından bir bütündür ve geniş bir incelemeye dayanmalıdır. Bu sebeple ihtiyarlık durumu dahi Ceza Hukukunda göz önüne alınmalıdır.

Madunluk hissinin ihtiyarlıkta tesiri:

Adler'e göre ihtiyarlık, kıskançlık ve hasisliği arttırır. Psikolojik bakımından bu hâdisenin anlaşılması güç değildir. İhtiyarlığın doğurduğu mahrumiyet ve sınırlamalar, ihtiyarın etrafındaki genç kimselerin üstünlüğü onda "Şahsiyet hissi"nin azalmasına, tükenmesine yardım eder. Şahsiyet hissinin tükenişi "Nevroz"lara "İstidat"ı olanlarda daha belirgindir. Bu suretle ruhi denge bozulur ve saldırı itişlerine sebep olur.

İhtiyarlığın yaklaşması kadında erkekte olduğundan daha fazla etki eder. Çünkü gençlik, erkekten ziyade kadında güzellik, güç yaşıdır. Sadece evlâdın sevgisi, ihtiyarlara hürmet, sosyal hayat kanunlarının emrettiği saygı duyguları, güçlerinin azaldığını hissedenlerin istediklerini tatmin hususunda yeterli olmayan unsurlardır. Bazı kadınlardaki "Nevrotik telâfi" böyle açıklanabilir.

İhtiyarlık bunaması:

Bazı yazarlara göre ihtiyarlık bunamasına tutulmuş olanlarla bu illete tutulmamış olan ihtiyarların ruhi durumları arasında esaslı fark yoktur. Fark varsa bu "nitelik"de değil, "miktar"dadır. İhtiyarlık bunaması bu anlamada, normal ihtiyarlık hâlinin hızla ilerlemiş bir şeklidir".

İhtiyar kişi kendi içine ve kendi geçmişine kapanmıştır. Kendine ait bir dünyada yaşamağa ve "çevre" ile ilgisini kesmeğe başlar. Bu suretle yavaş yavaş zorunlu olarak, ihtiyarlığa has bir kötümserlik, gayrı memnunluk, güvensizlik, egoizm (ki bu hal bazen aile felâketlerine bile ilgisizlik derecesine varır) meydana gelir. Bu durum şüphesiz kural değildir. Bazen fert, ruhen sağlam kalabilir. Ribot Kanununa, bu hallerin pek çoğunda, rastlanır. En son yaşananlar, en önce unutulur. İhtiyarlıkta ruh yapısı tepeden yıkılmağa başlar. Ruhi otomatizm görüntüleri, mimikleri, bazı jestler -az veya çok duraklamalar arzetse bile- ilerlemiş bir şekilde çöken zekanın silinişine rağmen mevcut olmakta devam ederler.

Yaşlıların suçları:

Yaşlıların suçları gençlerin ve olgun yaştakilerin suçlarına göre sayı bakımından düşüktür. Bu sebeple ihtiyarlık, suçların "miktarını artırıcı bir unsur değildir. İstatistikler, yaş arttıkça suç miktarının azaldığını gösterir. Bazı yazarlara göre bu azalmanın sebebi, ölüm yüzünden doğal bir ayrılış, en tehlikeli unsurların adli çalışma neticesinde ortadan kaldırılması, terbiye, ferdin sosyal hayata uyum sağlaması, ihtiyarlık, sonucu fizik gücün azalmasıdır.

Buna karşı yaşlıların suçluluğu "özellikleri" bakımından hususiyet ve önem arzeder. Bazı suçlar, yaş ilerledikçe artmaktadır. Halbuki diğer çeşit suçlar, yaş ilerledikçe azalır. Aktif faaliyetlerde iktidarsızlık, işlenmeleri için heyecan ve yorgunluğa dayanıklılığı gerektiren "Mevsuf hırsızlık"ı azaltmaktadır. Buna karşı, fikri çöküntü ve çöl haline gelmiş ruhi sahada dev haline gelen dürtüleri durdurucu gücün azalması "Küçük hırsızlıkları"ı artırır.
 Y
Hayat tecrübelerinin artmış ve yaşın hürmet gerektiren bir duruma ulaşmış ve ahlâk hissinin zayıflamış olması "Dolandırıcılık" suçlarını da artırır. Dikkât ve algılamanın azalması, alınganlık, uyarı bozuklukları "Taksirli suçlar"a etkilidir. Marazi güvensizlikler, kendi kendilerini genellikle aldatılmış, malları çalınmış farzetmelerine sebep olur, bu yüzden yalnız hizmetçilere değil, aile fertlerine de "iftira" ederler. Kendilerine zulüm edildiğine inanırlar. Bazen kendilerine âni suretle gelen bir "Kaçma duygusu"na kapılırlar ve çoğu zaman ihtiyarlık bunaması neticesinde, unutkanlık yüzünden evlerini kaybederler, serseriliğe başlarlar. İhtiyarların suçları arasında "Nası ızrar" suçuna da rastlanır. Bu hal, kendilerinden daha genç olanlara karşı bir çeşit intikâm vasıtasıdır. Cinsi suçlara gelince, kendilerinde ahlâki hisler zayıflamış, cinsi güç azalmıştır. Bunun neticesinde istimna, teşhircilik, genellikle küçük kızların ırzına geçmeğe teşebbüs suçlarını işlerler. Bütün bu haller gözönüne alınınca yaşlı suçlunun "Cezai mes'üliyeti"meselesi, bâzen bilirkişiyi dahi zor duruma sokar. Hele fikri düşünce zayıf, sosyal yaşayış şekli normal ise.