Vakıf Hakkında
Faruk Erem
Hümanist Dergi
Efsaneler

Meşru Müdafaa Fikri Ölüm - Cezası

Faruk Erem'in Şiiri "ÇARESİZ"

Sinop

Papatya

Sağlık Köşesi

Faaliyetlerimiz

Çapraz Sorgu

Kaçak

İtalyan Hikayesi

Tarsus

Pastalar

Ön Kapak İçi

Arka Kapak İçi

Arka Kapak


Haberler
Gezelim Tanıyalım
Bize Yazın
Mithatpaşa Cad. No:66/6      Tel: 0312-419 38 65      Fax: 0312-222 78 43
GÜNÜN KONULARI
   Ölüm cezasını insanların, insanları hukuka ve kanuna dayanarak hayatlarına son vermesidir diye özetleyebiliriz. 18. yüzyıldan bu yana düşünürler, bilim adamları, politikacılar, sanatçılar, bu düşünceye karşı çıkmışlardır. Doktrinde her söylenen fikrin bir karşıtı da var ama. Bu süre boyunca ölüm cezalarının kaldırılmasını isteyenlere karşı, ölüm cezasını savunanlar da olmuştur. Ve bu tez antitez tartışmasına zamanımıza kadar süre gelmektedir. Değerli Ceza Hukuku Profesörümüz Faruk Erem işte bu konuyu ve tartışma gelişimini hukukun ışığı altında sizlere sunmaktadır.
MEŞRU MÜDAFAA FİKRİ
Ölüm Cezası
        lüm Cezası ile katili cezalandıran cemiyetin, kendine taarruz eden şahsı öldüren kimseye benzetilmesi, zorlama sureti ile yapılan haksız bir benzetmedir. Suçluya karşı cemiyetin durumu, taarruza uğrayan kimseye asla benzemez. Zira bu şahıs taarruz edeni öldürmezse belki kendisi ölmüş olacaktır. Halbuki işlediği suç ne kadar ağır olursa olsun suçlu cemiyetin karşısında çok zayıf kalır.
Ö
2.Meşru müdafaa fikri:
Bu düşünce ölüm cezasına hukuki bir mesnet arar:
a) Ölüm cezasının meşru müdafaa fikri ile izahı; Hukukta meşru müdafaanın haklı bir müessese oluşundan hareket edilerek ölüm cezasının suçluya karşı cemiyetin meşru müdafaası şeklinde kabulü fikri de ileri sürülmüştür. Böyle düşünenlere göre Devletin emniyetine taarruz halinde mütearrız öldürülebilir, fakat bu devletin << cezalandirmak hakkı >> ndan gelmez, harp zamanında dış düşmana tatbik edilen aynı prensipler gereğincedir ki iç düşman öldürülür. Meşru müdafaa müessesesini izah eden düşüncelerin hepsi, ölüm cezasının da meşru olduğunu göstermeğe hizmet eder. Hakikatte, ferdin meşru müdafaası ile cemiyetin meşru müdaafası arasında öz farkı yoktur.
b) Meşru müdafaa fikrinin tenkidi:
Ölüm cezası ile katili cezalandıran cemiyetin, kendine taaruz eden bir şahsı öldüren kimseye benzetilmesi, zorlama suretiyle yapılan haksız bir benzetmedir. Suçluya karşı cemiyetin durumu, taarruza uğrayan kimseye asla benzemez. Zira bu şahıs taaruz edeni öldürmezse, belki kendisi ölmüş olacaktır. Halbuki işlediği suç ne kadar ağır olursa olsun suçlu cemiyetin karşısında çok zayıf kalır. Suçlu, cezaevinde hiç de tehlikeli değildir ve cemiyetin normal hayatında istisnai bir hadise olan cinayet, devletin varlığını tehlikeye sokmuş olmaz. Meşru müdafaada mütearrızı öldürmek selahiyetinin, suçluyu tenziyede Devlete aynı hakkı verdiğini iddia etmek yanlış olur. Meşru müdafaada taaruz ile müdafaa arasındaki <filhal unsuru> (bk. TCK.49) cemiyet için mevcut değildir. Esasen bir fert suç işlemiş ise bundan cemiyetin varlığının tehlikeye girdiğini düşünmek garip olur. Suç ile sadece cemiyetin huzuru bozulmuştur ceza bu huzuru iade için verilir.

İhtilalci Robespierre 1791 yılında şunları söylemişti: Medeni cemiyet dışında bir düşman beni öldürmek isterse veya elimle yetiştirdiğim tarlayı yok etmeye gelirse, ya ben yok olacağım veya onu öldüreceğim tabii müdafaa kanunu benim hareketimi meşru kılar. Fakat herkesin kuvvetinin bir tek ferde karşı birleştiği cemiyette hangi adalet prensibi benim onu öldürmeme müsaade eder, hangi zaruret bunu haklı gösterir.
3. Tabiat kanunu fikri:

Bu düşünce ölüm cezasını basit bir şekilde izah etmek ister.

a) Ölüm cezasının tabiat kanunu ile izahı: Ölüm cezası ıslahı imkânsız bir suçlunun, kat'i surette, cemiyetten atılmasıdır. Görülüyor ki ölüm cezası bir tabiat kanununa dayanmaktadır. Bünye, Kendine uygun olmayanı atar. Bünyeye uymamak, ıslahı mümkün olmayan suçlu çeşidinin mevcut olduğunun kabulünü icap ettirir ve cemiyetten atılma kat'i olmak zorundadır. <<Tabii istifa>> fikri ölüm cezasını izah eder. Zayıfları ifna suretiyle tabiat her canlının neslini korur. Ölüm cezası da böyle sun'i bir istifadan başka bir şey değildir. Cemiyet zararlı olanı yok edecektir. Bu suni istifa tabiat kanununa uygundur.
b) Tabiat Kanunu fikrinin tenkidi: Tabiat kanunu tabiri müphemdir.

aa. Kavram olarak tabiat kanunu: Tabiat kanunu tâbiri ile makûl ve örnek bir kanun ifade edilmek isteniyorsa bu elbette ki, iyi bir şeydir. Fakat tabiat Kanunu kavramında bir haksızlığın mazereti aranmak isteniyorsa bu <<Kendini hakli çıkarma>> ameliyesinden başka bir şey değildir. Darwin nazariyesinde ölüm cezasının meşruiyetini aramak hukuki bir görüş değildir. Bu nazariye sosyolojiye nakledilemez.

bb. Gayrikabili ıslah suçlu: Suçluların cemiyetten kat'i surette atılmaları ıslahı imkansız suçlu tipinin mevcudiyetini kabul etmekle mümkündür. Suçluların ıslahı imkânsız mıdır? Yoksa ıslahı sağlayacak usulü mü bilmiyoruz? Islah emeğinden mi kaçınıyoruz?

Suç, insanın cemiyet halinde yaşamağa ehil olmadığını gösterir, <<Yaşamak hakkı>> olmadığına delalet edemez. Bu itibarla ölüm cezası meşru "değildir. Bu mütalâanın makûl sayılan mukabil tenkidini Garofalo yapmıştır. Bu müellife göre, bu mütalâa, insanlar için cemiyetten önce ve cemiyetten ayrı bir yaşama şekli kabul eden Rousseau için doğru olabilir. Bugün için tekâmül derecesi ne olursa olsun cemiyetten gayrı tabii bir yaşama şekli mevcut değildir. Bir insanı öldürmekten başka bir şekilde cemiyetten ayırmağa imkân yoktur. Fakat Garofalo'nun aksine şöyle düşünmek daha isabetlidir. Cemiyet ne demektir: Sosyal hayat o kadar farklı şekiller alabilir ki bunları tek manâda toplamağa aynı kelime ile ifadeye imkân yoktur. Garofalo <<sosyal hayat>> dan neyi kasdettiğini izah etmemiştir.

Suç istatistikleri göstermiştir ki, aynı suçun tekrarlanması temayülü fiilin objektif ağırlığı ile ters orantılıdır Bir kaatilin tekrar kaatil olduğu haller umumi "tekerrür" hadiseleri yanında pek cüz'i kalır.  Kaldı ki, ölüm cezası, "nedamet" için geçmesi zaruri zamanı ortadan kaldırmaktadır. Cezanın başlıca gayelerinden birinin suçlunun ıslahı olduğu malûmdur. Cezanın gayesi ıslah olduğuna göre ölüm cezasını izah imkansızdır. Gayri kabili ıslah suçlular hangileridir? En ağır suçların failleri mi? Tecrübe göstermiştir ki, gayri kabili ıslah olanlara bilhassa daha az ehemmiyetli suçları işleyenlerde rastlanır. O halde ölüm cezası gayri kabili ıslah olanlara tatbik edilecek ise ağır olmayan bu çeşit suçlar hakkında tatbik edilmek lâzımdır. Herhalde böyle bir şey mantıki değildir.

4. Genel önleme

Bu düşünce fazlaca taraftar bulmuştur.

a) Ölüm cezasını, genel önleme ile izah eden fikir: En ağır suçları önleyebilmek için en büyük korkuya, ölüm korkusuna ihtiyaç vardır. "Ölüm korkusu"nun insanlarda en büyük korku olduğu inkâr edilemez. Ölüm cezası tehdidi, suçtan döndürecek kadar müessirdir. Suçlu büyük bir ihtiras tesirinde ise ölüm cezasının korkutucu (suçu önleyici) tesirinin zayıflığı düşülebilir, fakat böyle hallerde dahi tamamiyle tesirsiz değildir. Hakikaten koyu cesaret sahibi (fanatik) bazı kimseler vardır ki bunlar ölüme atılmak için gayet az cesarete ihtiyaç duyarlar. Fakat bunlar enderdir. Ölüm cezasında "ibreti müessire" vardır.

Ölüm cezasının müstakbel kaatilleri korkutmadığı asla iddia edilemez. Eğer bir kimsenin âni olarak öldüğünü öğrenirsek ölüm sebebini sorarız. Ölüm sebebi ile alâkamız yok ise acımız derin değildir. Kusuru ile ölmüş adama meselâ kazaya uğramış kimse kadar acımaz. Bu sebeple bir suçlu kendisi gibi bir insanın idam edildiğini görürse bu sahne onun üzerinde derin tesirler yapar. Fakat suçlulukla alâkası olmayan kimsenin bundan korkmayı düşünmeyeceği tabiidir. Ölüm yerine bir çeşit müebbet esaret'in ikâmesi asla ölüm cezasının tevlit ettiği korkuyu doğurmaz esaret devrinde kaçan esirlerin bazılarının kendiliklerinden yine esaretlerine avdet ettiği görülmüştür. Ölüm cezasının kâfi derecede korkutucu, dolayısiyle suçu önleyici olup olmadığında şöyle düşünenler vardır: Eğer ölüm cezasında böyle bir hassa olmasaydı, bu ceza Askeri Ceza Kanunlarında yer almazdı ve sert bir siyaset takibi zarureti hissedilen devrelerde pek çok memleket kanunlarında yeniden ortaya çıkmazdı.
b) Genel önleme fikrinin tenkidi: Suçlara mâni olacak tam bir önleyici sistem ceza hukukunda bulunmamıştır. Ceza hukuku tarihi göstermiştir ki cezalardaki değişiklikle değil, sosyal sebeplerle ve devirlere göre suçluluk değişmiştir bu itibarla ölüm cezasının suçlara tesir edeceğini farzetmek gerçeğe uygun düşmez. Ölüm cezası ile ağır suçlar arasında belki zayıf bir alâka müşahade olunabilir; fakat ölüm cezasının müessir bir etkisini isabet eden ilmi ve istatistik mütalâalar mevcut değildir.
Vaktiyle bazı hırsızlık suçlarına ölüm cezası veriliyordu, kaldırıldı. Bu yüzden hırsızlar ne artmış, ne eksilmiştir. Ölüm cezası kat'i surette önleyici bir fayda sağlamadı asırlardan beri her memlekette tatbik edildiği halde büyük cinayetlerin adedini azaltmamıştır. O halde mutlaka başka bir sistem aramak zorundayız.

Ölüm cezasını hiç düşünmeden en ağır suçları işleyenler pek çoktur. Zira her suçlu, yakalanmayacağı ümidi ile suçu işler bu sebeple cezayı düşünmesi için sebep yoktur. Yakalanacağını bilerek suçu işleyenler ise esasen ölümü göze almışlardır. İnsan ruhunun şiddetli heyecanları ihtirasları kolaylıkla önlenemez intikam için, kıskançlıkla, kin yüzünden öldürenleri sehpa korkusu geri döndürememektedir.

Kaldı ki "ölüm korkusu" mahiyeti meçhul bir duygudur. Ölüm yalnız başına "acı" değildir ölümün bize kötü görünmesi acısından gelmez, tiksindiğimizdendir. Bu tiksintinin sebebi ise, insanlarda bir takım batıl inançlardır, insan, ruhun vücuttan ayrılmasının feci bir acı doğurduğuna inandırılmıştır. Bu inancın insanlarda yıkılması imkânsız değildir. Devlet, halkının ölümden fazla korkmasını isteyemez. Vatan müdafaası unutulmamalıdır. Din ve ahlâk insanı bu korkudan kurtarmağa çalışır. Devletin çeşitli sahalarındaki tutumunun farkını nasıl izah edeceğiz?

Esasen uzak bir ihtimal olarak gözüken ölümün korkusunda suçu önleyici hassa yoktur, Fizikte nasıl uzaktaki cisimler küçük gözükürse manevi sahada da uzak bir ihtimal az mümkün görülür Ölüm cezasının verileceği, verilirse infaz edileceği uzak bir ihtimal olarak suçluyu düşündürür. Ölüm cezası şüpheli hale geldikçe onun korkutucu tesiri de o nisbette azalır. Bazı mesleklerde ölüm tehlikesi pek fazladır, maden ameleliğinde olduğu gibi. Bazı mesleklerde ise ömrü kısaltan tedrici bir zehirlenme görülür. Fakat bu mesleklerde işçi bulmakta güçlük çekilmemektedir. Bir kaatilin iyi silahlanmış hasmına taarruz ettiği ender görülmüştür. Fakat burada yakın ve müşahhas bir tehlike vardır. Ölüm cezasının uzak tehdidinde bu hal yoktur; Ölüm korkusunu yenecek, bir başka korku mevcut olunca bu ceza tamamiyle tesirsiz kalır. Bazen mânevi değerler ölüm korkusunu yener. İntihar, şeref saiki ile düello veya benzeri hadiseler buna misâldir. Halen düelloya her memlekette ortadan kalkmış denilebilir bu herhalde kanun korkusundan olmamıştır. Orta çağ adalet anlayışının ortadan kalkması düelloya son vermiştir.